|
-
Yüce Allah'ın emirlerini
yerine getirmede gösterdiğimiz titizliği, haramlardan/yasaklardan
sakınma konusunda da göstermeliyiz. Yoksa bir taraftan
doldurduğumuz, diğer taraftan boşalır.
-
Bilenlere akıl danışmalı, fakat kendi
aklını da tamamen bir kenara atmamalı.
-
Hayat içerisinde doğruluk, güvenirlik
ve sadakâtlarını test etmediğimiz insanlara hüsnü zanlı olmalı fakat
aynı zamanda ihtiyatlı da bulunmalıyız.
-
Yaptığımız büyük küçük bütün işlerde/organizelerde 'temel amacımız'
Allah’ın rızasını kazanmak olmalı ve yaptığımız işler bir şekilde bu
amaca hizmet etmeli. Yoksa yorulduğumuz yanımıza kâr(!) kalır!
-
Gökyüzündeki
kara bulutlara bakıp ümitsiz olma, onların ardında güneşin
olduğunu unutma!
-
Bilgi
çok önemlidir. Fakat bilgi 'Allah'a yakınlaşmaya, ibadete ve
ibadette derinleşmeye' vesile olmuyorsa ve 'hayata' dönüşmüyorsa, o
bilgiyi taşıyanın hali kitap yüklü eşekler gibidir. Taşır fakat
istifade etmez.
-
Merhamet ve anlayış
sahibi olmak, zulüm ve haksızlık karşısında sessiz kalmak olarak
anlaşılmamalıdır.
-
Kalbinde 'sevgi
ve muhabbet' aslî olanın öfke ve düşmanlığı geçici; kalbi 'kin ve
nefret' dolu olanın sevgi ve dostluğu geçicidir.
-
Sürekli Allah'ı hatırlamalı ve
anmalıyız ki ruhumuz diriliğini kaybetmesin.
-
Ne
kadar yol aldığımız kadar, ne yöne doğru yol aldığımız da önemlidir.
Baştaki yola çıkış 'hedef ve istikametimizi' kaybetmişsek ne kadar
yol aldığımızın önemi yoktur.
-
Sabır ve sebat
olmadan hedefe ulaşılamaz.
-
Yanlışta ısrar
etmek 'inattır' ve kötü ahlaktandır; doğruda ısrar etmek ise
'sebattır' ve erdemliliktir.
-
İnsanlarla iyi
geçinmeye çalışmalı fakat herkesi memnun etmenin mümkün olmadığı da
bilinmelidir. 'Hakkın ve hakikatın hatırı âlî (yüksek)
tutulmalıdır'.
-
Ticarî ve parasal ilişkilerde işlemler
'kayıt ve belge'ye dayalı yapılırsa şeytanın bu konudaki nüfuz(etki)
alanları daraltılmış olur.
-
Her zaman doğruyu söylemeli, fakat bunu
yaparken gönül kırıcı olmamaya özen göstermeliyiz; zira öncekilerin
de dediği gibi 'söz yarası kılıç yarasından daha derindir.'
-
En
etkili ve en kestirme iletişim dili 'sevgi dili'dir.
-
Namazda derinleşme,imanda derinleşmenin işaretidir.
-
Affetmek, kâmil (olgun) insanların
özelliğindendir.
-
'Herkes karakterine uygun davranır.'
-
Hayatın
yedeği ya da tekrarı yok; ölümün ne zaman geleceği ise belli
değil; ölüme sakın hazırlıksız yakalanma!
-
Ölçüsüz ya da
kişiliği oturmamış kimselerle muhatap olanlar dikkatli olmalıdır,
zira bunlar frensiz araçlara benzerler; nerede duracakları, kime
ne zararlar verecekleri belli olmaz.
-
İnsan salih
amellerle/ faydalı şeylerle meşgul olmazsa, şeytan onu
çirkinliklerle/kötü şeylerle meşgul eder.
-
Saygıyı hak edenlere saygı göstermemek de, kibrin (büyüklük
taslamanın) bir çeşididir.
-
Susulacak yerde konuşmak ne kadar yanlışsa; konuşacak yerde susmak
da o kadar yanlıştır.
-
Dostluk ve arkadaşlık 'karşılıklı özen, ilgi/alâka ve katkıyla'
gelişir ve devam eder.
Geçici dünya menfaati için, ebedi
olan ahiretini satan kimsenin durumu; üç beş bilye için elindeki
mücevherleri veren çocuğun durumundan daha acınacak bir
haldir...Allah'ım n'olur bizi aldananlardan etme!
Doğru ve ehil kimselere danışarak
/istişare ile iş yapan çoğu kez hata ve pişmanlıklardan korunur.
Ancak sadece kendi aklına güvenen ve istişareyi terk eden ise çoğu
kez hata ve pişmanlıklar yaşar. Ancak akıl danışmayla akıl almayı
da birbirine karıştırmamak gerekir.
İnsan çoğu kez -gelecekte kaybetme
pahasına-yakın çıkarlarını düşünür, fakat Allah insanların hem
yakın hem gelecekteki hayrını ister.
İnsanların karakter ve mizacları bir
birinden farklıdır. İnsanlarla doğru iletişim kurabilmek ve
sürdürebilmek için onların mizac ve karakterlerini dikkate almak
gerekir. Yoksa iletişim kazaları kaçınılmaz olur.
Müminlere karşı 'alçakgönüllü',
kafirlere karşı ise 'izzetli/onurlu' davranmak müminlerin
özelliklerindendir.
Değerini bilen için, îman en büyük mutluluktur.
İnsanın ruh hali her zaman aynı olmayabilir. Bununla birlikte
'davranış ve tepkilerimiz' her zaman makul bir 'ölçü ve dengeye'
sahip olmalıdır ve önemli kararlar ruh halimiz normalken
alınmalıdır.
İnsanın, başarının Allah'tan olduğunu unutup
nefsine güvenmesi, kaybetmeye başlaması demektir.
Mü'minleri 'küçümsemek ve alaya' almak kafir, münafık ve
kalplerinde hastalık bulunanların tarih boyunca vazgeçmedikleri
aşağılık bir tavırdır. Müminler bunlara aldırmadan, Yüce Allah'a
güvenerek vahyin ışığında vakarla yürümeye devam etmelidirler.
'Edep ve nezaket' insanın süsüdür. Bu süsten mahrum kalmamalıdır.
'Merhamet ve adalet' bir müminin
ayrılmaz vasıflarındandır.
Hayatımızın her alanında ve
yaptığımız işler de 'Allah'ın sevgi ve rızasını kazanmak' temel
amacımız olmalıdır. O (cc) sevmezse, dünya bizi sevse bir değeri
yoktur; O (cc) bizi severse dünya bizden uzak olsa önemli
değildir.
Her şeyi bilen
ve hikmet sahibi olan Rabbimizin, hayatın her alanında
koyduğu sınırlar bizim dünya ya da ahirette iyiliğimiz içindir. Bu
sınırları aşan esas kendine yazık eder. Kim bu sınırı aşacak
olursa hemen tevbe etmeli ve tekrar Allah'a dönmelidir.
İyi niyetli olmalıyız, fakat aynı
zamanda uyanık ve dikkatli olmalıyız. Kimseyi aldatmamalıyız,
fakat aldanmamalıyız da. Peygamber Efendimiz uyarıyor:'Müslüman
bir yılan deliğinden iki kez sokulmaz.'
Zevk ve rahat bedeni,nefsi
doyurabilir ama ruhu asla! Ruh ilâhî bir sırdır ve ruh ancak
"ilâhî" olanla huzur bulur.
İnsan öfkeliyken
ya da duygu ve düşünceleri karışık iken asla önemli kararlar
vermemelidir, yoksa ilerde büyük pişmanlıklar yaşaması kaçınılmaz
olur.
Ölüm gelip hakikat apaçık ortaya
çıkıncaya kadar, her an imtihanda olduğunu bilmek de,
imtihanı kazanmayı kolaylaştıran bir husustur.
Ahiret hayatı için yatırım yapmadan
ahiretten beklentiye girmek tam bir akılsızlıktır.
'Ne' söylediğimiz kadar, 'nasıl'
söylediğimiz de önemlidir. Söylediğimiz 'doğru' olduğu gibi, 'uslûbumuz',
'yer ve zaman' da doğru olmalıdır.
Işığın yanında da olsa, gözünü
kapatan ışıktan yararlanamaz ...
Günahlara en baştan hiç
yaklaşılmamalıdır; çünkü günah günahı çağırır. Günaha düşünce de
hemen tevbe etmelidir; çünkü güzel işler güzel işleri çağırır.
"İnsanlara karşı edep çerçevesinde
hareket etmeyenlerin, Allah'a karşı edepli olmaları da
beklenemez."
Yaptığımız
büyük küçük bütün işlerde/ organizelerde amacımız, Allah’ın
rızasına ulaşmak olmalı ve yaptığımız işler bir şekilde bu amaca
hizmet etmeli. Yoksa yorulduğumuz yanımıza kâr kalır!
Işığın yanında da olsa,gözünü
kapatan ışıktan yararlanamaz.
Zor imtihanların ödülü büyük olur!
Bir liderin yakın etrafını 'yağcı ve
çıkarcı' kimselerin sarması o lider için büyük bir tehlikedir.
Fakat şu da bir hakikattir ki: 'Sâdık' olmayan kimselerle yola
çıkanlar da, yolda her an tehlikelerle karşı karşıyadır.
İnanan insanda da kimi zaman
'karamsarlık' olabilir. Fakat bu durumda hemen 'gücü her şeye
yeten,her şeyi görüp gözeten, rahmet ve merhameti sonsuz Allah(cc)'
hatırlanmalı ve 'ümit ve azimle' dolmalıdır.
Sahip olduğumuz bütün 'nimet ve
güzellikleri' Rabbimizden bilmeli -ki zaten öyledir- ve O'na
sürekli 'minnet ve şükür' içerisinde olmalıyız. Ve bilmeliyiz ki
O, şükreden kullarına, verdiği nimetleri daha da artırır.
İyilik gördüğümüz herkese gördüğümüz iyilikler oranında vefakâr
olmalıyız. Ve bize en büyük iyilik ve lütfun Yüce Allah'tan ve
sonra Onun Resul'ünden(sav) geldiğini bilerek en çok da Allah'a (cc)
ve Resûlu'une(sav) vefâ hissiyle dolu olmalıyız.
Karşındakini
küçük görmen onun küçük olduğu anlamına gelmez fakat, senin ne
kadar küçük biri olduğunu gösterir.
"Farkındayım;
küçümsüyor ve alaya alıyorsun. Fakat 'o gün' büyüklüğün ve
küçüklüğün ne olduğunu öğreneceksin. Ve öğreneceksin, kimin alay
edilecek halde olduğunu!..."
Bir
hareketin başarıya ulaşması, Allah'ın yardımı;dünü ve bugünü iyi
okuyan, basiret ehli, yol arkadaşlarıyla bütünleşmiş bir lider ve
bu liderin etrafında kenetlenmiş, lidere bilinçli bir sadakatle
bağlı fedakâr kadrolarla mümkündür.
İhlas,samimiyet
ve heyecan kaybolunca, adeta bedenden ruh ayrılır ve geriye
ölü bir ceset kalır.
İnsan her zaman
ihlas ve heyecanını korumalıdır.
Gönül hatır
nedir bilmez insanlar, bilmem ki nasıl insanlar!
Sevdiğimiz ve örnek aldığımız
insanların da "insan" olduğunu hatırlamalı ve onların da
zaman zaman
hata yapabileceklerini bilmeliyiz.
Bizim gibi inanıp düşünmeyen
insanlarla da irtibatımızı sürdürmeli; fakat ruh ve vicdan
duruluğumuzu korumak için mesaimizin çoğunu bizim gibi inanıp
düşünen, bizim gibi yaşayan insanlarla birlikte yaşamalıyız.
İnsan
elinden geleni yapmalı sonra zayıflığını,gücünün sınırını
hatırlamalı ve âcizliğini itiraf ederek kuvvet ve kudreti sonsuz
Allah'a sığınmanın ve tevekkülün sâkin limanına sığınmalıdır.
Her bahar bir kışın ardında
saklıdır...
Tahrip etmek kolay, imar etmek
zordur. Zorluklarla imar edilenler kolayca yıkılmamalıdır.
Anlayış değişmeden davranış
değişmez.
Büyük nimetlere ancak büyük
sabırlardan sonra ulaşılır.
Sen menziline doğru yürümene bak,
kimlerin gelip gelmediği çok da önemli değil...
Hep beklenti içerisinde olmak yerine
biraz da sen adım atsan ya!
Şimdi tevbe etmeli,arınmalı ve
yeniden yola koyulmalı...
Milletine 'tepeden bakan birinin'
millete 'hizmet' etmesi mümkün değildir.
Zarar verme,zarar da görme.
Gerçek başarı,Allah yolunda
istikametini bozmadan dosdoğru yürümek ve ruhunu bu yol üzerinde
iken teslim etmektir.
Sayı çokluğu asla hak üzere olmanın
delili değildir, nice peygamberler gelmiştir ki ümmetleri bir avuç
insanı geçmemiştir.
"Allah, Müslümanın hayatının her
alanının 'merkezinde' omalıdır. Merkezinde Allah olmayan bir
ömür,boşa yaşanmış bir ömürdür."
Bir dünya daha var bu dünyadan öte,
bambaşka bir dünya daha...
Kimden ne öğreneceğini bilen
kimse için, herkesten öğrenilecek birşeyler vardır...
Edebine ve usûlüne uygun
çalınmayan kapı ya açılmaz,ya da açılsa bile arzulananın tersiyle
karşılaşılır.
İnsanın kıymetini,insanlığa
yükselmiş olanlar bilir.
Bazen "güvendiğin dağlara karlar
yağar", ve senin yüreğin buz kesilir.
"Ömür sermayenden her gün biraz daha
eksiliyor. Farkında mısın?"
Yola çıkanlar az ya da çok yol
alırlar, fakat yola çıkmayıp da yol alan hiç olmamıştır. Yol almak
için önce yola koyulmalı...
Dinimizi günümüze anlatanlar ya da
dinden günümüze çözüm üretenler dini iyi bildikleri kadar günümüze
de iyi bilmeli ve doğru okumalıdırlar.
İnsanlara şahsiyet, ilim, ahlak ve
faziletlerine göre değil de; sadece toplum içindeki konum ve
makamlarına ya da maddi zenginliklerine göre değer vermek
Müslümanca olmayan,hastalıklı bir yaklaşımdır.
|