|
-
İyileşmek için önce hastalığının farkında olmak gerekir.
-
İyileşmek istemeyen hastaya hiç bir
ilaç fayda vermez.
-
İnsan zaaflarının
farkında olmalı; günaha / cehenneme sürüklenebileceği zemin ve
ortamlara karşı baştan tedbir almalıdır.
-
Yürü, hatta
gerekiyorsa koş; ancak doğru yerde durmasını da bil; yoksa yürüdüğün de
boşa gider.
-
Sevgi her zaman
irademiz dahilinde olmayabilir, fakat saygı irademiz dahilindedir ve
herkesle ilişkilerimiz saygı çerçevesinde olmalıdır.
-
Sorunları
daha kar topu gibi iken çözmezsen, sonra üzerine çığ gibi düşebilir.
-
Susmak
bazen zehir yudumlamak gibi olsa da, 'Allah'a sığınmalı' ve bazı
şeylerin hatırına o zehre katlanmalıdır.
-
Çocuğumuza terbiye ederken ölçülü
olmalı; onları sevmeli fakat şımartmamalıyız; ciddi olacağız derken de
sevgisiz ve ilgisiz bırakmamalıyız...
-
İnsan her zaman 'insanca' davranışlar
görmeyebilir. Fakat ona 'yakışan' yine de 'insanca' davranmaktır.
-
Sıkıntılar oruca benzer; başta sabredilirse sonunda bayram
edilir.
-
Haya ve edep ne güzel özelliklerdir, keşke herkeste olsaydı!
-
İçimiz kan ağlasa bile, insanlara bir tebessümü çok
görmemeliyiz.
-
"Sıhhat ve afiyet"
en önemli nimetlerdendir, fakat çoğu zaman kaybetmeyince
kıymetlerini bilmeyiz... Sıhhat ve afiyet için Rabbimize ne
kadar şükretsek azdır.
-
Hiç olmazsa
eşyalarımızı kırmamaya gösterdiğimiz kadar bari, insanları
kırmamaya özen göstersek...
-
'Muhabbet ve
merhamet' ruhu, kalbi canlı tutan gıdalardır.
-
Söz ve nasihat ile terbiye olmayanları, olaylar ve hadiseler
terbiye eder, bunlarla da terbiye olmayanlar musibet ve
sıkıntılarla terbiye olunurlar. Bununla da terbiye olmayanları
cehennem ateşi terbiye eder!
-
'Adalet ve
ihsan' sahibi olunmadan salihlerden olunamaz.
-
İnsan kötülük
gördüklerine bile iyilik yapmaya çalışmalıdır. Fakat kötülük
gördüklerine iyilik yapıp, iyilik gördüklerine kötülük
yapmak ölçüyü yitirmektir. Evet, senden iyilik görmeye
öncelikle, sana iyilik yapanlar lâyıktır.
-
Karşılığında
Allah'ı ve ahireti kaybederek kazandığın -daha doğrusu
kazandığını sandığın- hiç bir şeyde hayır yoktur. Ve bu,
bir kazanç değil, ebedî bir hüsran ve kaybediştir.
-
Yağmur,
içinde tohum bulunan toprağa fayda eder.
-
Günahlar
kalbe bulaşan kirlerdir, hemen tevbe suyu ile yıkanmalı ve güzel
amellerle onarılmalıdır.
-
İslam'a
hizmet adına yola çıkılmış olsa da 'sâlih ve basîret ehli
âlimlerin' rehberliğinde olmayan hareketler bir süre sonra
sapmalarla karşı karşıya kalmakta ve çoğu kez esas amacından
uzaklaşmaktadır.
-
Kavaktan mobilya
yapmaya çalışmak vakit israfı olduğu gibi, cevizi odun olarak
kullanmak da ona yazık etmektir. Her şey yerli yerinde
kullanılmalıdır.
-
İyi yöneticiler, iyi insanlardan olur;
ancak her iyi insandan da iyi yönetici olmaz. Her iş ehline
verilmelidir.
-
Hayır/güzel
sonuç Allah'ın tercihindedir!
-
Kalplerin anahtarı
'samimiyet, güler yüz ve güzel söz'dür.
-
Her işimizde 'ölçü ve
denge' içerisinde olmalıyız. Ölçüyü aşan şeyler amacının ya dışına
taşar ya da tersine döner.
-
O'na
ulaşmak için kendini aşman gerekir!
-
İyi niyetli olmalı,
fakat iyi niyetin suiistimaline (kötüye kullanılmasına) izin
verilmemelidir.
-
Cemaatler,vakıflar vb. Yüce Allah'ın gönderdiği dine hizmet için
birer 'araç'tır. Elbette amaçlar için araçlar gereklidir, fakat
araçlar zamanla 'amaç' haline gelirse bu ciddi bir sapma demektir.
Araçların amaç haline gelmemesine dikkat edilmelidir. Bu
Müslümanların 'farklılıkları içinde birliklerini'
koruyabilmesi için de 'elzem' (gerekli) bir ilkedir.
-
Yüce Allah'ın emirlerini yerine getirmede
gösterdiğimiz titizliği, haramlardan/yasaklardan sakınma konusunda
da göstermeliyiz. Yoksa bir taraftan doldurduğumuz, diğer taraftan
boşalır.
-
Bilenlere akıl danışmalı, fakat kendi aklını da
tamamen bir kenara atmamalı.
-
Hayat içerisinde doğruluk, güvenirlik ve
sadakâtlarını test etmediğimiz insanlara hüsnü zanlı olmalı fakat
aynı zamanda ihtiyatlı da bulunmalıyız.
-
Yaptığımız büyük küçük bütün işlerde/organizelerde 'temel amacımız'
Allah’ın rızasını kazanmak olmalı ve yaptığımız işler bir şekilde bu
amaca hizmet etmeli. Yoksa yorulduğumuz yanımıza kâr(!) kalır!
-
Gökyüzündeki kara bulutlara bakıp
ümitsiz olma, onların ardında güneşin olduğunu unutma!
-
Bilgi çok önemlidir. Fakat bilgi 'Allah'a
yakınlaşmaya, ibadete ve ibadette derinleşmeye' vesile olmuyorsa ve
'hayata' dönüşmüyorsa, o bilgiyi taşıyanın hali kitap yüklü eşekler
gibidir. Taşır fakat istifade etmez.
-
Merhamet ve anlayış sahibi olmak, zulüm ve haksızlık
karşısında sessiz kalmak olarak anlaşılmamalıdır.
-
Kalbinde 'sevgi ve muhabbet' aslî olanın öfke ve
düşmanlığı geçici; kalbi 'kin ve nefret' dolu olanın sevgi ve
dostluğu geçicidir.
-
Sürekli Allah'ı hatırlamalı ve anmalıyız ki ruhumuz
diriliğini kaybetmesin.
-
Ne kadar yol aldığımız kadar, ne yöne
doğru yol aldığımız da önemlidir. Baştaki yola çıkış 'hedef ve
istikametimizi' kaybetmişsek ne kadar yol aldığımızın önemi yoktur.
-
Sabır ve sebat olmadan
hedefe ulaşılamaz.
-
Yanlışta ısrar etmek
'inattır' ve kötü ahlaktandır; doğruda ısrar etmek ise 'sebattır' ve
erdemliliktir.
-
İnsanlarla iyi
geçinmeye çalışmalı fakat herkesi memnun etmenin mümkün olmadığı da
bilinmelidir. 'Hakkın ve hakikatın hatırı âlî (yüksek)
tutulmalıdır'.
-
Ticarî ve parasal ilişkilerde işlemler 'kayıt ve
belge'ye dayalı yapılırsa şeytanın bu konudaki nüfuz(etki) alanları
daraltılmış olur.
-
Her zaman doğruyu söylemeli, fakat bunu yaparken
gönül kırıcı olmamaya özen göstermeliyiz; zira öncekilerin de dediği
gibi 'söz yarası kılıç yarasından daha derindir.'
-
En etkili ve en kestirme iletişim dili 'sevgi dili'dir.
-
Namazda derinleşme,imanda derinleşmenin işaretidir.
-
Affetmek, kâmil (olgun) insanların özelliğindendir.
-
'Herkes karakterine uygun davranır.'
-
Hayatın
yedeği ya da tekrarı yok; ölümün ne zaman geleceği ise belli
değil; ölüme sakın hazırlıksız yakalanma!
-
Ölçüsüz ya da
kişiliği oturmamış kimselerle muhatap olanlar dikkatli
olmalıdır, zira bunlar frensiz araçlara benzerler; nerede
duracakları, kime ne zararlar verecekleri belli olmaz.
-
İnsan salih
amellerle/ faydalı şeylerle meşgul olmazsa, şeytan onu
çirkinliklerle/kötü şeylerle meşgul eder.
-
Saygıyı hak edenlere saygı göstermemek de, kibrin (büyüklük
taslamanın) bir çeşididir.
-
Susulacak yerde konuşmak ne kadar yanlışsa; konuşacak yerde susmak
da o kadar yanlıştır.
-
Dostluk ve arkadaşlık 'karşılıklı özen, ilgi/alâka ve katkıyla'
gelişir ve devam eder.
Geçici dünya menfaati için, ebedi
olan ahiretini satan kimsenin durumu; üç beş bilye için elindeki
mücevherleri veren çocuğun durumundan daha acınacak bir
haldir...Allah'ım n'olur bizi aldananlardan etme!
Doğru ve ehil kimselere danışarak
/istişare ile iş yapan çoğu kez hata ve pişmanlıklardan korunur.
Ancak sadece kendi aklına güvenen ve istişareyi terk eden ise
çoğu kez hata ve pişmanlıklar yaşar. Ancak akıl danışmayla akıl
almayı da birbirine karıştırmamak gerekir.
İnsan çoğu kez -gelecekte kaybetme
pahasına-yakın çıkarlarını düşünür, fakat Allah insanların hem
yakın hem gelecekteki hayrını ister.
İnsanların karakter ve mizacları bir
birinden farklıdır. İnsanlarla doğru iletişim kurabilmek ve
sürdürebilmek için onların mizac ve karakterlerini dikkate almak
gerekir. Yoksa iletişim kazaları kaçınılmaz olur.
Müminlere karşı 'alçakgönüllü',
kafirlere karşı ise 'izzetli/onurlu' davranmak müminlerin
özelliklerindendir.
Değerini bilen için, îman en büyük mutluluktur.
İnsanın ruh hali her zaman aynı olmayabilir. Bununla birlikte
'davranış ve tepkilerimiz' her zaman makul bir 'ölçü ve dengeye'
sahip olmalıdır ve önemli kararlar ruh halimiz normalken
alınmalıdır.
İnsanın, başarının Allah'tan olduğunu unutup
nefsine güvenmesi, kaybetmeye başlaması demektir.
Mü'minleri 'küçümsemek ve alaya' almak kafir, münafık ve
kalplerinde hastalık bulunanların tarih boyunca vazgeçmedikleri
aşağılık bir tavırdır. Müminler bunlara aldırmadan, Yüce Allah'a
güvenerek vahyin ışığında vakarla yürümeye devam etmelidirler.
'Edep ve nezaket' insanın süsüdür. Bu süsten mahrum kalmamalıdır.
'Merhamet ve adalet' bir müminin
ayrılmaz vasıflarındandır.
Hayatımızın her alanında ve
yaptığımız işler de 'Allah'ın sevgi ve rızasını kazanmak' temel
amacımız olmalıdır. O (cc) sevmezse, dünya bizi sevse bir
değeri yoktur; O (cc) bizi severse dünya bizden uzak olsa önemli
değildir.
Her şeyi bilen
ve hikmet sahibi olan Rabbimizin, hayatın her alanında
koyduğu sınırlar bizim dünya ya da ahirette iyiliğimiz içindir.
Bu sınırları aşan esas kendine yazık eder. Kim bu sınırı aşacak
olursa hemen tevbe etmeli ve tekrar Allah'a dönmelidir.
İyi niyetli olmalıyız, fakat aynı
zamanda uyanık ve dikkatli olmalıyız. Kimseyi aldatmamalıyız,
fakat aldanmamalıyız da. Peygamber Efendimiz uyarıyor:'Müslüman
bir yılan deliğinden iki kez sokulmaz.'
Zevk ve rahat bedeni,nefsi
doyurabilir ama ruhu asla! Ruh ilâhî bir sırdır ve ruh ancak
"ilâhî" olanla huzur bulur.
İnsan öfkeliyken
ya da duygu ve düşünceleri karışık iken asla önemli kararlar
vermemelidir, yoksa ilerde büyük pişmanlıklar yaşaması
kaçınılmaz olur.
Ölüm gelip hakikat apaçık ortaya
çıkıncaya kadar, her an imtihanda olduğunu bilmek de,
imtihanı kazanmayı kolaylaştıran bir husustur.
Ahiret hayatı için yatırım yapmadan
ahiretten beklentiye girmek tam bir akılsızlıktır.
'Ne' söylediğimiz kadar, 'nasıl'
söylediğimiz de önemlidir. Söylediğimiz 'doğru' olduğu gibi, 'uslûbumuz',
'yer ve zaman' da doğru olmalıdır.
Işığın yanında da olsa, gözünü
kapatan ışıktan yararlanamaz ...
Günahlara en baştan hiç
yaklaşılmamalıdır; çünkü günah günahı çağırır. Günaha düşünce de
hemen tevbe etmelidir; çünkü güzel işler güzel işleri çağırır.
"İnsanlara karşı edep çerçevesinde
hareket etmeyenlerin, Allah'a karşı edepli olmaları da
beklenemez."
Yaptığımız
büyük küçük bütün işlerde/ organizelerde amacımız, Allah’ın
rızasına ulaşmak olmalı ve yaptığımız işler bir şekilde bu amaca
hizmet etmeli. Yoksa yorulduğumuz yanımıza kâr kalır!
Işığın yanında da olsa,gözünü
kapatan ışıktan yararlanamaz.
Zor imtihanların ödülü büyük olur!
Bir liderin yakın etrafını 'yağcı ve
çıkarcı' kimselerin sarması o lider için büyük bir tehlikedir.
Fakat şu da bir hakikattir ki: 'Sâdık' olmayan kimselerle yola
çıkanlar da, yolda her an tehlikelerle karşı karşıyadır.
İnanan insanda da kimi zaman
'karamsarlık' olabilir. Fakat bu durumda hemen 'gücü her şeye
yeten,her şeyi görüp gözeten, rahmet ve merhameti sonsuz Allah(cc)'
hatırlanmalı ve 'ümit ve azimle' dolmalıdır.
Sahip olduğumuz bütün 'nimet ve
güzellikleri' Rabbimizden bilmeli -ki zaten öyledir- ve
O'na sürekli 'minnet ve şükür' içerisinde olmalıyız. Ve
bilmeliyiz ki O, şükreden kullarına, verdiği nimetleri daha da
artırır.
İyilik gördüğümüz herkese gördüğümüz iyilikler oranında vefakâr
olmalıyız. Ve bize en büyük iyilik ve lütfun Yüce Allah'tan ve
sonra Onun Resul'ünden(sav) geldiğini bilerek en çok da Allah'a
(cc) ve Resûlu'une(sav) vefâ hissiyle dolu olmalıyız.
Karşındakini
küçük görmen onun küçük olduğu anlamına gelmez fakat, senin ne
kadar küçük biri olduğunu gösterir.
"Farkındayım;
küçümsüyor ve alaya alıyorsun. Fakat 'o gün' büyüklüğün ve
küçüklüğün ne olduğunu öğreneceksin. Ve öğreneceksin, kimin alay
edilecek halde olduğunu!..."
Bir
hareketin başarıya ulaşması, Allah'ın yardımı;dünü ve bugünü iyi
okuyan, basiret ehli, yol arkadaşlarıyla bütünleşmiş bir lider
ve bu liderin etrafında kenetlenmiş, lidere bilinçli bir
sadakatle bağlı fedakâr kadrolarla mümkündür.
İhlas,samimiyet
ve heyecan kaybolunca, adeta bedenden ruh ayrılır ve
geriye ölü bir ceset kalır.
İnsan her zaman
ihlas ve heyecanını korumalıdır.
Gönül hatır
nedir bilmez insanlar, bilmem ki nasıl insanlar!
Sevdiğimiz ve örnek aldığımız
insanların da "insan" olduğunu hatırlamalı ve onların da zaman
zaman hata yapabileceklerini bilmeliyiz.
Bizim gibi inanıp düşünmeyen
insanlarla da irtibatımızı sürdürmeli; fakat ruh ve vicdan
duruluğumuzu korumak için mesaimizin çoğunu bizim gibi inanıp
düşünen, bizim gibi yaşayan insanlarla birlikte yaşamalıyız.
İnsan elinden
geleni yapmalı sonra zayıflığını,gücünün sınırını hatırlamalı ve
âcizliğini itiraf ederek kuvvet ve kudreti sonsuz Allah'a
sığınmanın ve tevekkülün sâkin limanına sığınmalıdır.
Her bahar bir kışın ardında
saklıdır...
Tahrip etmek kolay, imar etmek
zordur. Zorluklarla imar edilenler kolayca yıkılmamalıdır.
Anlayış değişmeden davranış
değişmez.
Büyük nimetlere ancak büyük
sabırlardan sonra ulaşılır.
Sen menziline doğru yürümene bak,
kimlerin gelip gelmediği çok da önemli değil...
Hep beklenti içerisinde olmak yerine
biraz da sen adım atsan ya!
Şimdi tevbe etmeli,arınmalı ve
yeniden yola koyulmalı...
Milletine 'tepeden bakan birinin'
millete 'hizmet' etmesi mümkün değildir.
Zarar verme,zarar da görme.
Gerçek başarı,Allah yolunda
istikametini bozmadan dosdoğru yürümek ve ruhunu bu yol üzerinde
iken teslim etmektir.
Sayı çokluğu asla hak üzere olmanın
delili değildir, nice peygamberler gelmiştir ki ümmetleri bir
avuç insanı geçmemiştir.
"Allah, Müslümanın hayatının her
alanının 'merkezinde' omalıdır. Merkezinde Allah olmayan bir
ömür,boşa yaşanmış bir ömürdür."
Bir dünya daha var bu dünyadan öte,
bambaşka bir dünya daha...
Kimden ne öğreneceğini bilen kimse
için, herkesten öğrenilecek birşeyler vardır...
Edebine ve usûlüne uygun çalınmayan
kapı ya açılmaz,ya da açılsa bile arzulananın tersiyle
karşılaşılır.
İnsanın kıymetini,insanlığa
yükselmiş olanlar bilir.
Bazen "güvendiğin dağlara karlar
yağar", ve senin yüreğin buz kesilir.
"Ömür sermayenden her gün biraz daha
eksiliyor. Farkında mısın?"
Yola çıkanlar az ya da çok yol
alırlar, fakat yola çıkmayıp da yol alan hiç olmamıştır. Yol
almak için önce yola koyulmalı...
Dinimizi günümüze anlatanlar ya da
dinden günümüze çözüm üretenler dini iyi bildikleri kadar
günümüze de iyi bilmeli ve doğru okumalıdırlar.
İnsanlara şahsiyet, ilim, ahlak ve
faziletlerine göre değil de; sadece toplum içindeki konum ve
makamlarına ya da maddi zenginliklerine göre değer vermek
Müslümanca olmayan,hastalıklı bir yaklaşımdır.
|