| Unutkanlığın
sebepleri ve hafızayı güçlendirme yolları*
Soru: Hâfızayı zayıf düşüren illetler nelerdir?
Unutkanlık hastalığını yenmek ve hâfızayı kuvvetlendirmek için hangi
vesilelere başvurulmalıdır?
Cevap:
Hâfıza; ezberleme, öğrenme ve hatırda tutma melekesidir; idrak
edilen, algılanan, öğrenilen şeyleri zihinde koruma ve gerektiğinde
hatırlama kabiliyetidir. Tıbbî araştırmalara göre, insan beynine
milyonlarca nöron (sinir hücresi) yerleştirilmiştir. Cenâb-ı Allah,
birer vasıta olarak yarattığı bu nöronlar sayesinde insana
kütüphaneler dolusu malumâtı öğrenme ve zihinde depolama istidadı
lutfetmiştir. İşte, hâfıza, bilgilerin nöronlarda depolanması
diyebileceğimiz öğrenmeyi ve gerektiğinde depolanan o bilgileri
yerinden çıkarıp kullanma olarak tarif edebileceğimiz hatırlamayı
ihtiva etmektedir.
Hâfıza Dâhîleri ve Unutkanlar
Kudreti Sonsuz beyne öğrenme ve hatırlama faaliyetlerini yaptırırken
icraât-ı sübhaniyesine bazı maddî sebepleri perde yapmış; beynin
mükemmel donanımını, sinir liflerini ve şuursuz hücre atomlarını
dünyalar kadar malumâtı alıp depolamaya vesile kılmıştır. Hâfızasını
iyi kullananlara ve ondan azamî istifade etmesini bilenlere hemen
her gördüklerini ve okuduklarını çok kısa bir sürede öğrenme ve
aradan uzun vakit de geçse öğrendiklerini unutmama kabiliyeti
vermiştir.
Nitekim, insanların zihin selametini görüp gözettikleri ve fıtrata
uygun yaşadıkları dönemlerde pek çok hâfıza dâhîsi yetişmiştir.
Duyduğu bir şeyi ikinci defa tekrar etmeye lüzum hissetmeden
ezberleyen Hazreti Ebû Hüreyre; Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve
sellem) Efendimiz’in emri üzerine onbeş-yirmi gün içinde mektup
yazabilecek ve gelenleri de tercüme edecek kadar İbranice’yi öğrenen
Zeyd İbn Sâbit gibi yüzlerce sahabi duyduklarını bir defada öğrenen
ve bir daha da unutmayan insanlardı. Özellikle Tâbiîn ve Tebe-i
tâbiîn dönemleri hâfızasının hakkını veren insanlarla doluydu.
Mesela; Ahmed İbn Hanbel, muhteva aynı olsa bile, farklı sened ve
metinlerle nakledilen sahihi, haseni ve zayıfıyla bir milyon hadisi
ezberlemiş; kırk bin hadis ihtiva eden meşhur Müsned’ini üç yüzbin
hadisten seçerek meydana getirmişti.
Heyhat ki, zamanımıza doğru gelindikçe adeta hâfızalar da dumura
uğradı. İnsanlar yirmi kere okudukları çok kısa metinleri bile
hıfzedemez ve en basit mevzuları dahi anlayıp öğrenemez hale
geldiler. Bulanık zihinler, dağınık fikirler ve kirli kalbler
sebebiyle hem öğrenme süresi alabildiğine uzadı hem de çabucak
unutma hastalığı ortaya çıktı. Bugün öğrenilenlerden yarın hiçbir
eser kalmamaya başladı. Öyle ki, günümüzde hâfızasından şikayet
etmeyen ve nisyandan dert yanmayan insan bulmak adeta imkansızlaştı.
Belki her dönemde pek çok insan aynı derdi dile getirmişlerdi;
fakat, mesela Tabiîn’den birinin şikayeti bir sayfayı artık bir kere
okumayla ezberleyememektendi, günümüz insanının şekvası ise, bir
metni otuz kere de okusa hâfızasına kaydedememek ya da çok kısa bir
süre sonra hiçbir şey hatırlayamamak şekline büründü.
Zihin Kirliliği
Hâfızayı zayıf düşüren ve unutmaya sebebiyet veren pek çok illet
sıralanabilir. Beyin ve hâfıza üzerinde çalışan uzmanlar, genellikle
beynin ihtiyaç duyduğu oksijen, glikoz ve bazı enzimlerin yeterli
miktarda sağlanamamasını, stres ve gerginlik gibi sebeplerle beynin
enerjisinin hemen tükenmesinden dolayı çalışma akışının
düzensizleşmesini, sadece bazı meseleler üzerine yoğunlaşmadan ötürü
beynin bir bölümünün âtıl bırakılmasını ve sistemsiz düşünme
alışkanlığını hemen akla gelebilecek sebepler olarak
saymaktadırlar. Bazen de insanın fizyolojik yapısının ve fizikî
durumunun hâfıza zayıflığına yol açabileceğini ve ileri yaşlarda
vücut mekanizmasının bazı şubeleri yorgun düştüğü gibi beynin de
onlara bağlı olarak bir kısım fonksiyonlarını eda edemez hale
gelebileceğini belirtmektedirler.
Bununla beraber, dünden bugüne bazı İslam alimleri, haddinden fazla
uykunun beyni hantallaştırdığını, sürekli dolu olan midenin zihne
menfi tesir ettiğini, sabah kerahatinde uyumanın ve harama bakmanın
da unutkanlığa sebep olduğunu ifade etmişlerdir. Ayrıca, zihin
kirliliğinin hâfızayı zayıflattığına inandıkları için mâlâyânî
işlerden, faydasız muhaverelerden, çer-çöp sayılabilecek bilgi
kırıntılarından ve kontrolsüz hayal kurmaktan uzak kalınması
gerektiğini vurgulamışlardır. Hatta, sistemsiz düşünme alışkanlığına
yol açabileceği ve zihni işe yaramayan bilgilerle dolduracağı
endişesiyle mezar taşlarını okumayı bile mahzurlu görmüşlerdir;
mezar taşlarını okumayı adet edinmenin bugünkü reklam panolarının,
araba plakalarının, televizyon ekranlarının ve gazete sayfalarının
yaptığı tahribat çeşidinden zararlar verebileceğini düşünmüşlerdir.
Gerçi, zihinleri kirleten, kalbleri bulandıran ve hafızayı
zayıflatan onlarca unsurla her zaman iç içe yaşadığımız günümüzde,
unutkanlığa sebep olmaması için mezar taşlarındaki yazılara bile
mesafeli durulmasını anlamamız oldukça zordur; fakat,
unutulmamalıdır ki, selef-i salihîn meseleyi kendi nezih
atmosferleri zaviyesinden değerlendirmişlerdir.
Zannediyorum, hâfızayı zayıflatan sebeplerin en tehlikelisi şehevî
hisleri galeyana getiren ve behimî duyguları tehyiç eden
faktörlerdir. Bugün, aile ve içtimaî çevre özellikle gençlerin güzel
yetişmeleri hususunda yetersiz kaldığı gibi, bir de etraftan akıp
akıp gelen ve ruhu örseleyen telkinler zihinleri adeta felç
etmektedir. Televizyon programları, İnternet sayfaları, video
oyunları, günlük haberler, siyasî polemikler, sporcuların ve
sanatçıların büyük birer hadiseymiş gibi nakledilen hal ve
hareketleri, sırf merak uyarma maksadıyla uydurulan yalanlar,
tezvirler, her türlü aldatmalar ve sansasyonlar... zaten iyice
zayıflayan dimağları tamamen işgal etmektedir. Ve hele kafalara
pompalanan onca kir, hayvanî hisleri ve beşerî garîzeleri tahrik
edip yüce duygular üzerine bir balyoz gibi inince, kudurtulmuş
şehevî arzu ve ihtiraslar, çağımızın zavallı nesillerinde okumaya,
öğrenmeye, düşünmeye hiç mecal bırakmamakta ve adeta hâfızaları
bütün bütün kurutmaktadır. Evet, maalesef, günümüzün insanı haram
dinleme, haram konuşma ve harama bakma... gibi günahların öldürücü
dalgaları arasında çırpınıp durmaktadır.
Haram ve Nisyan
Ehlullah, harama nazarın nisyan sebebi olduğu hususunda ısrarla
durmuşlardır. Gözlerine hâkim olamayan ve daimî surette şehevî
duyguları kamçılayan manzaralara bakan bir insanın hâfızasının yavaş
yavaş köreleceğini belirtmişlerdir. Nitekim, İmam Şafii Hazretleri,
hocası Vekî' bin Cerrâh’a hâfızasının zaafından şikayette bulununca,
o büyük zat, İmam Şafii’yi en küçük günahlardan bile uzak durmaya
çağırmış ve ona şöyle demiştir: “İlim, ilâhî bir nurdur; Cenâb-ı
Allah, devamlı günahlara dalan kimseye nurunu lutfetmez.” Kaldı ki,
İmam Şafii muhtemelen bir metni ilk defada değil de ikinci veya
üçüncü kerede ezberleme durumuna düşünce hâfızasından şikayet
etmiştir. Ayrıca, İmam Şafii gibi bir ruh insanının bilerek günaha
girmesi de zaten hiç düşünülemez.
Üstad Hazretleri de yaşadığımız asırda oldukça yaygınlaşan açık
saçıklığın unutkanlık hastalığını daha da azgınlaştırdığını dile
getirmiştir. Harama nazardan sakınmayan insanların Kur’an’dan
öğrendiklerini de unutacaklarını ve “Âhir zamanda, hâfızların
göğsünden Kur'an nez'edilecek” mealindeki hadis-i şerifin te’vilinin
bu hastalığın dehşetli neticelerinde aranması gerektiğini
belirtmiştir.
Ümmetinin harama nazar etmemesi mevzuunda ikazlarda bulunan Rehber-i
Ekmel (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ), kadın-erkek herkesin iffete
kilitlendiği bir dönemde, hem de Hac vakfesini yapıp Arafat’tan
döndükleri bir sırada, terkisine aldığı (Hazreti Abbas’ın oğlu)
Fazl’ın başını sağa-sola çevirmiş ve böylece etraftaki kadınlara
gözünün ilişmemesi için ona yardımcı olmuştur. Asır saadet asrı,
mevsim Hac mevsimi, terkisine binilen zat Allah Rasûlü ve harama
bakmaması için başı sağa-sola çevrilen de iffetinde hiç kimsenin
şüphe edemeyeceği Hazreti Fazl’dır. Fakat, öyle bir şeyin adeta
imkansız olduğu bir durumda bile, nazarına başka hayaller girmesin
ve serseri bir ok kalbini delmesin diye, Fazl’ın yüzünü bir o yana
bir bu yana çevirmesi Peygamber Efendimiz’in bu konudaki
hassasiyetini göstermesi açısından çok ibretâmizdir.
Zehirli Oklar
Rasûl-ü Ekrem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), “Nazar
(bakış) şeytanın zehirli oklarından bir oktur” diyerek o ağulu oktan
korunmanın lüzumunu belirtmiştir. Evvelen ve bizzat Hazreti Ali’ye,
saniyen ve bilvasıta bütün ümmetine hitaben, “Ya Ali, birinci bakış
lehinedir, fakat ikincisi aleyhinedir” buyurmuş; bir kasde iktiran
etmediği için ilk bakışın mesuliyet getirmeyeceğini ama ikinci defa
dönüp bakmak iradî olduğundan, onun günah hanesine yazılacağını
vurgulamış; harama götüren yolu tâ baştan keserek günahlara geçit
vermemek gerektiğine dikkat çekmiştir. Ayrıca, Cenâb-ı Hakk’ın “Kim
Benim korkumdan dolayı harama bakmayı terkederse, kalbine öyle bir
iman neşvesi ve halâveti atarım ki, onun zevkini gönlünün
derinliklerinde duyar.” iltifatkâr beyanını naklederek müslümanları
gözlerini harama kapatmaya teşvik etmiştir.
Bu
itibarla, harama nazardan ötürü zihin dağınıklığına ve hâfıza
zaafına düşmemek için herhangi bir iş ya da iman hizmetine müteallik
bir vazife söz konusu olmadığı sürece günahların seylap halinde
aktığı çarşı-pazarlardan uzak kalmak lazımdır. Mutlaka dışarı çıkmak
gerekiyorsa, o zaman da mayınlı tarlada yürüyor gibi dikkatli yol
almak ve şeytanî hücumlara karşı teyakkuzda bulunmak icap eder. Bunu
başarabilmenin iki şartı vardır; birincisi, çarşı-pazara çıkmadan
önce, yüreği hoplatacak, gözleri yaşartacak ve manevî hisleri
harekete geçirecek bazı şeyler okumak ya da dinlemek; ikincisi de,
bir yere giderken elden geldiğince yalnız olmamaya çalışmak ve gönlü
hüşyar bir-iki arkadaşla beraber bulunmaktır. Onca gayrete rağmen
yine de irâde haricinde sağdan soldan gelip bulaşan lekeler, kalb ve
ruhu kirleten çamurlar olabilir. Bu türlü durumlarda ise, ilk
fırsatta seccadeye koşup Cenâb-ı Hakk’a yönelmek gerekir. Namaz,
sadaka, oruç ve dua gibi ibadetler -inşaallah- gayr-i iradî gelip
çarpan günahlara keffâret olacaktır.
Aslında, harama nazar önü alınabilecek ve iradeyle kaçınılabilecek
bir tehlikedir. İnsan, biraz gayret etse, günaha sürükleyen
manzaralara bakmamaya sabredebilir. Göze ilişen çirkin bir
manzaradan sıyrılma, iradenin belini bükebilecek kadar büyük bir yük
değildir; bir nazar oku gelip çarpacağı ilk anda gözü kapamaya irade
gücü yeter. Hele insan harama her göz kapamanın kendisine bir vacip
işlemiş gibi sevap kazandıracağını düşünürse, o ilk anda günahtan
sıyrılabilir. Fakat, nazarını hemen haramdan çevirmez, kendisini o
işe salar ve bir daha, bir daha bakacak olursa, artık geriye dönme
ihtimali azalır. Bir de gözünden zihnine akan manzaraları
tasavvurla, taakkulle besler ve büyütürse sahilden tamamen ayrılmış
sayılır. Ondan sonra geriye dönmek çok daha büyük cehd ü gayret
ister. Şair bir arkadaşımın, “İsyan deryasına yelken açmışım, kenara
çıkmaya koymuyor beni!” sözüyle ifade ettiği gibi, Allah korusun, o
günah deryası, sahilden o kadar uzaklaşan kimseyi dalgaları arasında
evirir çevirir ve bir daha kıyıya çıkmasına izin vermez.
Hâfızayı Takviye Eden Âmiller
Hâfızayı zayıf düşüren illetlere mukabil, onu kuvvetlendirecek
âmiller de mevcuttur. Bunların başında düzenli bir hayat, prensipli
bir çalışma, sistemli bir düşünce ve zihni daimî çalıştırma gibi
hususlar gelir. Uzmanlara göre, “Beyin çok çalışırsa yorulur”
kanaati yanlıştır. Beynin yorulmasının sebebi onu çok çalıştırmak
değil, yanlış kullanmak ya da onu âtıl bırakmaktan kaynaklanan
hantallaşmadır. Evet, beyin çok çalışmaktan dolayı yorulmaz; aksine
çalıştıkça gelişir, daha verimli hale gelir. Beyni yoran ve körelten
çalışmak değil, boş durmak, düşünmemek, tefekkür etmemek ve iş
yapmamaktır. Kullanılmayan organların köreldiği gibi hâfıza da doğru
bir şekilde sürekli işletilmezse dumura uğrar.
Maalesef, hergün daha bir ilerleyen teknik ve teknoloji insan
dimağını belli ölçüde etkisiz ve hareketsiz kılmaktadır. Bugünün
talebeleri hesap makinelerine ve bilgisayarlarına güvenerek çarpım
tablosunu bile ezberleme ihtiyacı duymamaktadırlar. Bu hazırcılıktan
kaynaklanan atalet de beyin fakültelerinin aktif hale gelmesini
engellemektedir. Evet insan, mutlaka teknik ve teknolojik
imkanlardan istifade etmelidir ama dengeyi bozmamaya da özen
göstermelidir; mesela, basit işlerde kat'i surette bilgisayar
kullanmamalıdır ki hâfızasını ihmal etmiş olmasın. Ayrıca,
bilgisayar bir yandan hâfızanın işini kolaylaştırırken diğer yandan
da mutlaka zihne jimnastik yaptırtacak şekilde hazırlanmalı ve ona
göre programlanmalıdır. İnsan, ezberlemekten ziyade öğrenmeye önem
vermeli ve ona yoğunlaşmalıdır; fakat, bazı sahalarda ehemmiyetli
bir kısım metinleri ezberlemenin de zihne talim yaptırma açısından
çok faydalı olduğu gözardı edilmemelidir.
Diğer taraftan, uzmanlar, bazı besinlerin beynin çalışmasını
doğrudan etkilediği üzerinde de dururlar. Sabah kahvaltısının beynin
performansını artırdığını ve kahvaltı alışkanlığı olmayan kimselerde
konsantrasyon kaybı olduğunu belirtirler. Unutkanlığı yenmek ve
hâfızayı güçlendirmek için kuru üzüm gibi içinde beynin ana yakıt
maddesi olan glikoz barındıran gıdaları tavsiye ederler.
Hıfz Namazı
Selef-i salihînden bazıları da hâfızayı güçlendirip unutkanlığı
azaltma adına hem bir kısım dualar okumuşlar hem de her sabah 21
tane çekirdekli kuru üzüm yemeyi itiyad edinmişlerdir. Ayrıca,
ehlullah hâfıza geriliğinden ve ezberleyememekten şikayette bulunan
insanları şu hadis-i şerifte tarif edilen dört rekatlık namaza ve
arkasından yapılan duaya yönlendirmişlerdir:
Bir gün Hazreti Ali, Allah Rasûlü’ne gelip Kur’an’ı hâfızasında
tutamamaktan yakınır; “Bu Kur'an göğsümden uçup gidiyor. Onu
ezberimde tutamıyorum.” der. Bunun üzerine Rasûl-ü Ekrem Efendimiz
ona, “Cuma gecesinin son üçte birinde kalk; o, meleklerin şahit
olduğu zamandır, onda yapılan dualar kabul edilir. Şayet o saatte
kalkamazsan, gecenin evvelinde veya ortasında kalk ve dört rek’at
namaz kıl. Birinci rek’atında Fatiha ile Yasin’i, ikinci rek’atında
Fatiha ile Duhan’ı, üçüncü rek’atında Fatiha ile Secde suresini,
dördüncü rek’atında ise Fatiha ile Mülk suresini oku. Tahiyyâtı
bitirdiğin zaman Cenâb-ı Hakk’a güzelce hamd ü senâda bulun. Bana ve
diğer peygamberlere de salavât getir. Erkek-kadın bütün mü'minler
için Allah’tan mağfiret dile. Bu okuduklarının akabinde de şu duayı
söyle!” buyurur ve kitaplarda “Hıfz duası” adıyla yer alan duayı
tekrar etmesini ister. (Bu dua, “Kur’an’ı hıfz etme namazı ve duası”
başlığı altında Mealli Dua Mecmuası’nın 87. sayfasında da
mevcuttur.)
Hazreti Ali (kerremallahu vechehu) tarif edildiği üzere bunu beş
veya yedi gece yapar ve Allah Rasûlü’ne gelip şöyle der: “Ya
Rasûlallah! Ben daha önceleri dört-beş ayeti bile ezberleyemiyordum.
Fakat şimdi kırk ayet kadar ezberleyebiliyorum. Onu okuduğumda da
sanki Allah’ın kitabı gözümün önündeymiş gibi oluyor. Yine önceleri
bir hadisi duyup tekrar ettiğimde tam ezberleyemezdim. Fakat, şimdi
hadisleri işitip onları rivayet ettiğimde bir harf bile
kaçırmıyorum.” (Tirmizî, Daavât, 114)
Sözün özü; öğrenilen malumâtı depolama ve gerektiğinde hatırlama
istidadı olan hâfıza Cenâb-ı Allah’ın insana bahşettiği en büyük
lütuflardan biridir. Bu harika kabiliyet, doğru dürüst kullanıldığı
sürece dünyalar dolusu bilgiyi ihtiva edecek kadar büyük bir
kapasitede halkedilmiştir. Hâfıza nimetinin şükrünü eda edebilmek ve
onu yaratılışına uygun olarak en güzel şekilde kullanabilmek için
öncelikle zihinlerin silkelenmesine, gözlerin harama kapanmasına,
mâlâyâniyâtın terk edilmesine, sistemli düşünceye, ihtiyaç
miktarınca düzenli yeme-içmeye, sadece yetecek kadar uyumaya,
tefekkür ile dimağı sürekli işletip geliştirmeye, dağarcıktaki
tıkanıklıkları istiğfar ve zikir sayesinde açmaya, hâfızayı
istidadını aşkın hale getirmesi için Hafîz-i Zülcelâl’e ilticaya ve
bir de en bereketli zaman dilimleri olan seher vakitlerini
kollayarak fiilî dua adına intizamlı çalışmaya ihtiyaç vardır.
*Kaynak:www.herkul.org |