|
Aşağıda içeriğine katıldığımız Diyanet
din İşleri Yüksek Kurulu'nun karalarını bulacaksınız. (Abdullah
V. Elçi)
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI DİN İŞLERİ YÜKSEK
KURULU KARARLARI: |
Orucu Bozan ve Bozmayan Muayene ve Tedavi
Yöntemleri
Din İşleri Yüksek Kurulu,
22/09/2005 tarihinde Kurul Başkanı Vekili Prof. Dr. M. Saim
YEPREM’in başkanlığında toplandı.
Dini Soruları Cevaplandırma
Komisyonunca hazırlanan “Orucu Bozan ve Bozmayan Muayene ve Tedavi
Yöntemleri” konusu görüşüldü. Yapılan müzakereler sonucunda;
Birçok kişi, çeşitli sağlık
problemleri nedeniyle tedavi görmektedir. Günümüzde Hz. Peygamber
döneminde bulunmayan pek çok muayene ve tedavi yöntemleri ortaya
çıkmıştır. Tedavi gören hastalardan bir kısmı, tedavi görürken oruç
tutmayı da arzulamaktadırlar. Ancak, bu tedavi ve muyane
yöntemlerinin oruçlarına zarar verip vermeyeceği konusunda tereddüde
düşmekte ve bu konuda Başkanlığımızdan bilgi istemektedirler.
İslâm’ın beş temel esasından biri olan
oruç, ayet ve hadislerdeki tanımına göre, fecr-i sâdıktan güneşin
batmasına kadar yemekten, içmekten ve cinsî münasebetten uzak
durarak ifa edilen bir ibadettir. Kur’an-ı Kerim’de, “Oruç gecesinde
kadınlarınızla birleşmek size helâl kılındı (...) Sabahın beyaz
ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt
edilinceye kadar yeyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın.”
buyurulmaktadır (Bakara 2/187). Hz. Peygamber de; “İnsanın oruç
dışındaki bütün ameli on mislinden yediyüz misline kadar
mükafatlandırılır. Ancak oruç konusunda Yüce Allah, ‘Oruç benim
içindir, mükafâtını da ben vereceğim. Kulum benim için yemesini,
içmesini ve cinsel arzularını terk etmiştir.’ buyurur” demiştir
(Müslim, Sıyam, 30, H.No: 1151). Buna göre oruç, ibadet niyetiyle
yemekten, içmekten ve cinsî münasebetten uzak durmaktan ibarettir ve
bunlardan birinin yapılmasıyla oruç bozulur. Bu konuda bütün İslâm
bilginleri görüş birliği içindedir. Yemek, içmek ve cinsî münasebet
dışındaki konular ise, bunlara kıyaslanarak veya “sıyam”
kelimesindeki imsak anlamından hareketle müçtehitler tarafından
hükme bağlandığı için, bu konularda görüş ayrılığına düşmüşlerdir;
birçok İslâm bilgini, orucu bozan şeyleri genişletirken, bir kısmı
da, sadece ayet ve hadisteki orucun anlamından hareketle, bunları
dar tutmuştur.
Yemek, içmek ve cinsî münasebete ek
olarak, kendi fiiliyle ağız dolusu kusmak ve hacamat
yapmak/yaptırmak dışında orucu bozan herhangi bir şey hadislerde
bulunmamaktadır (bk. İbn Mâce, Sıyam, 18; Ebû Dâvûd, Sıyam, 28;
Tirmizî, Savm, 25). Buna karşılık, yıkanmak, ağza su almak
(mazmaza), diş fırçalamak (misvak kullanmak), sürme çekmek, eşini
öpmek, yağlanmak, koku sürünmek gibi pek çok şeyin orucu bozmayacağı
hadislerde yer almaktadır (bk. Buhârî, Savm, 24, 27; Müslim, Sıyam,
12; Tirmîzî, Savm, 29, 31, 76; İbn Mâce, Sıyam, 17; …).
Oruç, nasıl ifa edileceği, bu ibadeti
nelerin bozup bozmayacağı bütün Müslümanlarca bilinmesi gereken bir
ibadettir. Bu nedenle Hz. Peygamber’in, diğer ibadetlerde olduğu
gibi, orucu bozan başka şeyler olsaydı, bunları da detaylı olarak
açıkça belirtmesi, sahabenin de bunu kendilerinden sonraki nesle
aktarmaları gerekirdi. Halbuki, yukarıda zikredilenlerin dışında
orucu bozan şeyler hakkında, ne sahih, ne zayıf, ne müsnet, ne de
mürsel bir hadis rivayet edilmiştir.
Fıkıh kaynaklarımızda orucu bozan
şeyler arasında yer alan âmmeye (baştaki derin yaraya) ve câifeye
(karındaki derin yaraya) ilaç konulması, hukne yaptırılması gibi
bazı hususlar, Hz. Peygamber döneminde de meydana gelmesine ve bütün
Müslümanların bununla karşı karşıya kalma ihtimali bulunmasına
rağmen, Peygamberimiz’den bunların orucu bozduğuna dair bir rivayet
gelmemiştir. Oysa, bütün Müslümanların maruz kalabileceği konularda
Peygamber’in açıklamada bulunması, tebliğin gereğidir. Bu itibarla
orucu, yalınız Kur’an’ın ve sahih sünnetin açık beyan ettiği yemek,
içmek ve cinsî münasebet bozar. Bu da dinimizin oruçtan kastettiği,
nefsanî arzulardan ve bedenî alışkanlıklardan uzak durmakla
örtüşmektedir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında, orucu
bozup bozmayacağı bakımından muayene ve tedavi yöntemleri aşağıdaki
şekilde değerlendirilebilir:
a) Astım hastalarının kullandığı
sprey
Akciğer hastalarının kullandıkları
spreyden, bir kullanımda 1/20 ml. gibi çok az bir miktar ağıza
sıkılmaktadır. Bunun da önemli bir kısmı ağız ve nefes boruları
cidarında emilerek yok olmaktadır. Bundan geriye bir miktarın kalıp
tükrük ile mideye ulaştığı konusunda kesin bir bilgi de yoktur.
Abdest alırken ağızda kalan su ile kıyaslandığında, bu miktarın çok
az olduğu görülmektedir. Halbuki oruçlu, abdest alırken ağzına
verdiği sudan geri kalan miktarın mideye ulaşması halinde orucun
bozulmayacağı konusunda hadis (Dârimî, Savm, 21) ve İslâm
bilginlerinin icmaı vardır. Ayrıca, misvaktan bazı kırıntıların ve
kimyevi maddelerin mideye ulaşması kaçınılmaz olduğu halde, Hz.
Peygamber’in oruçlu iken misvak kullandığı, sahih hadis
kaynaklarında yer almaktadır (Buharî, Savm, 27; Tirmîzî, Savm, 29).
Diğer taraftan, “kesin olarak bilinen, şüphe ile bozulmaz” kaidesi
gereğince, mideye ulaşıp ulaşmadığı konusunda şüphe bulunan bu şeyle
oruç bozulmaz.
Bu itibarla astımlı hastaların,
sağlığı oruç tutmalarına uygun olup başka bir hastalıkları da yoksa,
rahat nefes almalarını sağlamak amacıyla ağza püskürtülen oksijenli
ilaç orucu bozmaz.
b) Göz damlası
Uzman göz doktorlarından alınan
bilgilere göre, göze damlatılan ilaç miktar olarak çok az (1
mililitrenin 1/20'si olan 50 mikrolitre) olup bunun bir kısmı gözün
kırpılmasıyla dışarıya atılmakta, bir kısmı gözde, göz ile burun
boşluğunu birleştiren kanallarda ve mukozasında mesamat yolu ile
emilerek vücuda alınmaktadır. Damlanın yok denilebilecek kadar çok
az bir kısmının, sindirim kanalına ulaşma ihtimali bulunmaktadır. Bu
bilgiler, yukarıdaki bilgilerle birlikte değerlendirildiğinde, göz
damlası orucu bozmaz.
c) Burun damlası
Tedavî amacıyla burna damlatılan
ilacın bir damlası, yaklaşık 0,06 cm3 tür. Bunun bir kısmı da burun
çeperleri tarafından emilmekte, çok az bir kısmı mideye
ulaşmaktadır. Bu da, mazmazada olduğu gibi ma’fuv kapsamında
değerlendirilebilir.
d) Dil altı
Bazı kalp rahatsızlıklarında dil
altına konulan ilaç, doğrudan ağız dokusu tarafından emilip kana
karışarak kalp krizini önlemektedir. Söz konusu ilaç ağız içinde
emilip yok olduğundan mideye bir şey ulaşmamaktadır. Bu itibarla,
dil altı kullanmak orucu bozmaz.
e) Endoskopi, kolonoskopi
yaptırmak, makat veya ferçten ultrason çektirmek
Midedeki hastalığı tespit amacıyla
mideyi görüntülemek veya mideden parça almak için yaptırılan
endoskopide, ağız yoluyla mideye tıbbî bir cihaz sarkıtılmakta ve
işlem bittikten sonra çıkarılmaktadır. Kolonlardaki hastalığı teşhis
etmek amacıyla, bağırsak içini görüntülemek veya parça almak için
yapılan kolonoskopide, makattan bağırsaklara cihaz gönderilmekte ve
işlem bittikten sonra çıkarılmaktadır. Kolonoskopide, hemen daima,
endoskopide de genellikle, incelenecek alanın temizliğini sağlamak
amacıyla cihaz içinden su verilmektedir.
Endoskopi veya kolonoskopi yaptırmak;
makat veya ferçten ultrason çektirmek; yeme, içme anlamına
gelmemekle birlikte, çoğunlukla cihaz içinden su verildiği için oruç
bozulur. Ancak söz konusu işlemlerde cihazların kullanımı sırasında
sindirim sistemine su, yağ ve benzeri gıda özelliği taşıyan bir
madde girmemesi durumunda endoskopi, kolonoskopi yaptırmak, makat
veya ferçten ultrason çektirmek orucu bozmaz.
f) İdrar kanalının görüntülenmesi,
kanala ilaç akıtılması
İdrar kanallarına giren cihazlar veya
akıtılan ilaçlar orucu bozmaz.
g) Anestezi
Acı ileten sinir yolları üzerinde
iletimin değişik seviyelerde engellenmesi anestezi oluşturmaktadır.
Lokal, bölgesel ve genel anestezi olmak üzere, üç türlü anestezi
vardır. Küçük ameliyatlarda ameliyat bölgesinin yakın çevresine
iletimi engelleyen ilaçların verilmesi ile oluşan anesteziye lokal
anestezi denir. Vücudun daha geniş bölgeleri, örneğin belden aşağısı
veya bir yarısı iletimin omurilik düzeyinde engellenmesi için
omuriliğe veya omuriliğe varmadan geniş bir sinir grubunun
oluşturduğu bağlantı yerleri üzerine ilaç verilerek oluşturulan
anesteziye bölgesel anestezi denir. Hastanın uyutulup ağrının
duyulması beyin düzeyinde engellenirse bu tür anesteziye genel
anestezi denir.
Anestezi, nefes yolu veya iğne ile
vücuda ilaç verilerek oluşturulmaktadır. Nefes yolu veya iğne ile
yapılan anestezi, mideye ulaşmadığı gibi, yeme-içme anlamı da
taşımamaktadır. Ancak bölgesel ve genel anestezide, acil durumlarda
ilaç ve sıvı vermek amacıyla damar yolu açılarak, bu açıklık işlem
süresince serum vermek suretiyle sağlanmaktadır. Bu itibarla, lokal
anestezi, orucun sıhhatine engel değildir. Bölgesel ve genel
anestezide serum verildiği için oruç bozulur.
h) Kulak damlası ve kulağın
yıkattırılması
Kulak ile boğaz arasında da bir kanal
bulunmaktadır. Ancak kulak zarı bu kanalı tıkadığından, su veya ilaç
boğaza ulaşmaz. Bu nedenle kulağa damlatılan ilaç veya kulağın
yıkattırılması orucu bozmaz.
Kulak zarında delik bulunsa bile,
kulağa damlatılan ilaç, kulak içerisinde emileceği için, ilaç ya hiç
mideye ulaşmayacak ya da çok azı ulaşacaktır. Daha önce de
belirtildiği gibi, bu miktar oruçta affedilmiştir. Ancak kulak
zarının delik olması durumunda, kulak yıkattırılırken suyun mideye
ulaşması mümkündür. Bu itibarla, orucu bozacak kadar suyun mideye
ulaşması halinde oruç bozulur.
i) Fitil kullanmak, lavman
yaptırmak
Ağrı kesici, ateş düşürücü olarak veya
diğer bazı amaçlarla makattan; mantar ve bazı kadın hastalıklarının
tedavisinde ferçten fitil kullanılmaktadır. Lavman, tıbbî operasyon
öncesi veya kabızlıkta kalın bağırsak da bulunan dışkının, anüsten
içeriye, sıvı verilerek dışarı çıkarılmasıdır.
Sindirim sistemi, ağızla başlayıp
anüsle sona eren, sindirim borusu ile sindirim bezlerinden oluşur.
Sindirim borusu ise, ağızla başlar. Ağzın gerisinde yutak bulunur.
Sonra yemek borusu, mide, ince bağırsak, kalın bağırsak, rektum ve
anüs gelir. Sindirim ince bağırsaklarda tamamlanmaktadır. Kalın
bağırsaklarda ise, sadece su, glikoz ve bazı tuzlar emilmektedir.
Kadının ferci ile sindirim sistemleri arasında ise bir bağlantı
bulunmamaktadır.
Bu itibarla kadınların fercinden
kullanılan fitiller, orucu bozmaz. Makattan kullanılan fitiller ise,
her ne kadar sindirim sistemine dahil olmakta ise de, sindirim ince
bağırsaklarda tamamlandığı, fitillerde gıda verme özelliği
bulunmadığı ve makattan fitil almak yemek ve içmek anlamına
gelmediği için, orucu bozmaz.
Lavman yaptırmak konusunda ise, iki
durum söz konusudur; kalın bağırsaklarda su, glikoz ve bazı tuzlar
emildiği için, gıda içeren sıvının bağırsaklara verilmesi veya orucu
bozacak kadar su emilecek şekilde verilen suyun bağırsakta kalması
durumunda oruç bozulur. Ancak, suyun bağırsaklara verilmesinden
sonra bekletilmeyip bağırsakların hemen temizlenmesi durumunda,
verilen su ile birlikte bağırsaklarda bulunan dışkının dışarıya
çıkarıldığı ve bu esnada emilen su da, çok az olduğu için oruç
bozulmaz.
j) İğne yaptırmak, hastaya serum ve
kan vermek
İğnenin orucu bozup bozmayacağı,
kullanılış amacına göre değerlendirilebilir. Ağrıyı dindirmek,
tedavi etmek, vücudun direncini artırmak, gıda vermek gibi amaçlarla
enjeksiyon yapılmaktadır. Gıda ve keyif verici olmayan
enjeksiyonlar, yemek ve içmek anlamına gelmediklerinden orucu
bozmazlar. Ancak gıda ve/veya keyif verici enjeksiyonlar orucu
bozar. Hastaya serum veya kan verilmesi de, aynı hükme tabidir.
k) Diyaliz
Böbrek yetmezliği hastalarına
uygulanan diyaliz, periton diyalizi, hemodiyaliz olmak üzere iki
çeşittir.
Periton diyalizi, karın boşluğuna
verilen özel bir solüsyon aracılığı ile, hastanın kendi karın zarı
kullanılarak kanın zararlı maddelerden arındırılması ve sıvı
dengesinin sağlanması işlemidir. Hemodiyaliz ise, kanın vücut
dışında bir makina yardımı ile temizlenip vücuda geri verilmesi
işlemidir. Kan bir iğne aracılığı ile hastanın kolundan alınır.
Hemodiyaliz makinası, diyalizör denen bir filtreden kanı sürekli
geçirerek zararlı maddeleri ve fazla suyu filtre eder. Filtre edilen
temiz kan ikinci bir iğne ile hastanın damarına geri verilir. Bu
işlem yapılırken bazen, gıda içerikli sıvı verilmesi gerekmektedir.
Buna göre hastaya herhangi bir sıvı
maddesi verilmeden gerçekleştirilen hemodiyalizde oruç bozulmaz.
Diğer diyaliz çeşitlerinde ise, vücuda gıda içerikli sıvı verildiği
için oruç bozulur.
l) Anjiyo yaptırmak
Halk arasında anjiyo olarak bilinen
operasyon, teşhise yönelik (anjiyografi) ve tedaviye yönelik olarak
uygulanmaktadır. Anjiyografi vücut damarlarının görüntülenmesi
demektir. Damar içine damarların görünür hale gelmesini sağlayan ve
kontrast madde olarak tanımlanan ilaç verilerek, anjiyogram adı
verilen filmler elde edilir. Anjiyografi sayesinde organları
besleyen damarlar görüntülenerek damar hastalıkları veya bu
damarlardan beslenen organlara ait tanı koydurucu bilgiler edinilir.
Tedaviye yönelik olarak uygulanan anjiyonun klasik yöntemi
anjiyoplastidir. Bu ise, dar veya tam tıkalı damarların balon ya da
stent denilen özel araçlarla tekrar açılması için yapılır.
Bu bilgiler ışığında gerek
anjiyografi, gerekse anjiyoplasti operasyonlarında yemek ve içmek
anlamı bulunmadığından, oruç bozulmaz.
m) Biyopsi yaptırmak
Tahlil amacıyla vücudun herhangi bir
organından parça alınması (biyopsi), orucu bozmaz.
n) Kan vermek
Kan vermenin orucu bozup bozmayacağı
konusunda, Hz. Peygamber’den rivayet edilen “Hacamat yapanın ve
yaptıranın orucu bozulur.” (Ebû Davûd, Sıyam, 28) hadisinden
hareketle bazı İslâm bilginleri kan vermekle orucun bozulacağını
söylemişlerdir. Din bilginlerinin çoğunluğu ise, Hz. Peygamber’in
oruçlu iken hacamat olduğuna dair rivayeti (Buhârî, Savm, 32; Ebû
Dâvûd, Sıyam, 29) esas alarak kan vermenin orucu bozmayacağını
söylemişlerdir.
Bu iki hadis ve diğer rivayetler
birlikte değerlendirildiğinde, “Hacamat yapanın ve yaptıranın orucu
bozulur.” hadisinin “hacamat yapanın ve yaptıranın orucu bozulma
tehlikesiyle karşı karşıyadır.” şeklinde anlaşılmalıdır. Zira
hacamat yapan kişi emerek kanı aldığı için boğazına kan kaçma
ihtimali, hacamat yaptıranın ise zayıf düşeceğinden yeme içme
zorunda kalma ihtimali bulunmaktadır. Nitekim Enes b. Malik de,
hacamat yaptırmanın oruçluyu zayıf düşüreceğinden dolayı hoş
karşılanmadığını söylemiştir (Buhârî, Savm, 32).
Bu itibarla, oruçlu iken kan vermek
orucu bozmaz.
o) Merhem ve ilaçlı bant
Deri üzerindeki gözenekler ve deri
altındaki kılcal damarlar yoluyla vücuda sürülen yağ, merhem ve
benzeri şeyler emilerek kana karışmaktadır. Ancak cildin bu emişi,
çok az ve yavaş olmaktadır. Diğer taraftan bu yeme içme anlamına da
gelmemektedir. Bu itibarla, deri üzerine sürülen merhem,
yapıştırılan ilaçlı bantlar orucu bozmaz.
Sonuç olarak;
a) Dinimiz, hasta olan ve tedavi
sürecinde bulunan kişilerin oruç tutmamalarına ruhsat vermektedir.
Bu nedenle, tedavisi devam eden kişiler, sağlıklarına kavuşup,
tedavileri tamamlanıncaya kadar oruçlarını erteleyebilirler. Bununla
birlikte, Ramazan ayında herkesle birlikte oruca devam etmeyi arzu
ediyorlar ve oruç tutmalarına başka bir engelleri de bulunmuyorsa,
muayene ve tedavilerini iftardan sonra yaptırmalarının önerilmesinin
uygun olduğuna,
b) Astım hastalarının kullandığı
spreyin; göz, kulak ve burun damlasının; kulak zarında delik
bulunmayanların kulak yıkatmasının; dil altı kullanmanın; idrar
kanalını görüntülemenin, idrar kanalına ilaç akıtmanın; su, yağ ve
benzeri gıda özelliği taşıyan başka bir maddenin vücuda girmemesi
kaydıyla endoskopi, kolonoskopi yaptırmanın; makat veya ferçten
ultrason çektirmenin; lokal anestezi uygulamanın; makattan ve
ferçten fitil kullanmanın; suyun bağırsaklara verilmesinden sonra
bekletilmeyip bağırsakların hemen temizlenmesi kaydıyla lavman
yaptırmanın; hastaya herhangi bir sıvı maddesi verilmeden
hemodiyaliz yaptırmanın; gıda ve keyif verici olmayan enjeksiyon
yaptırmanın; anjiyo, biyopsi yaptırmanın, kan vermenin, merhem
sürmenin, vücuda ilaçlı bant yapıştırmanın orucu bozmayacağına,
c) Gıda ve keyif verici enjeksiyon
yaptırmanın; gıda içerikli sıvıların bağırsaklara verilmesinin veya
orucu bozacak kadar su emilecek şekilde lavman yaptırmanın; su, yağ
ve benzeri gıda özelliği taşıyan başka bir maddenin vücuda girmesi
durumunda endoskopi, kolonoskopi yaptırmanın; bölgesel ve genel
anestezinin; kulak zarı delik olup, orucu bozacak kadar su mideye
ulaşacak şekilde kulak yıkatmanın, periton diyaliz ve damara serum
verilerek yapılan hemodiyalizin orucu bozacağına,
Karar verildi.
KAYNAK:http://www.diyanet.gov.tr/turkish/karar.asp?id=1138&sorgu=1 |