|
Helal yatırım yolları...
Selamünaleyküm
hocam.
Müsaadeniz
olursa size bir konuda danışmak istedim. Hocam birikmiş bir miktar
param var ve ben bu paranın değer kaybetmemesi için değerlendirmek
istiyorum. Ama helal yönden değerlendirmek istiyorum.
Öncelikle
banka faizinin haram olduğu söyleniyor. Peki, katılım bankalarındaki
kar payı da haram mıdır? Ayrıca bankaların A ve B tipi fonları
mevcut. A tipi fonlar riskli ve fiyatının düşüp çıkması piyasaya
bağlı. B tipi fonlar ise (özellikle B tipi likit fon) riski yok veya
yok denecek kadar az. B tipi fonlar çok az da olsa bir getiri
sağlıyor. Bu bahsettiğim A ve B tipi fonlar haram mıdır?
Ben daha önce
altın alarak yatırım yapıyordum ama altından paramın değerini piyasa
şartlarına göre koruyamadığımı düşünüyorum. Ayrıca altının fiyatının
yükselip düşmesi gibi fonların da fiyatı yükselip düşüyor. Bunlar
aynı şey mi yani ikisi de helal kazanç mı?
Bu konularda
bana ayrıntılı bilgi verirseniz çok sevinirim. (Banka faizi, kar
payı, A ve B tipi fonlar, hazine bonosu, repo…)
Bana vereceğiniz cevapla hem beni mutlu edeceksiniz hem de benim
gibi birçok kişiye helal yönden yatırım yapmayı sağlamış
olacaksınız.
İlginiz için şimdiden çok teşekkür ederim. Lütfen bana cevabınızı
mail ile bildirin. Allah’a emanet olun. Saygılarımla,
Değerli kardeşim,
İslam'da faizden kazanç elde etmek kesin olarak
yasaktır,haramdır. Bankalar ise faiz vererek ve alarak
işlemektedir bu nedenle faiz amacıyla bankalara para yatırmak caiz
değildir. Özel Finans Kurumları (katılım bankaları) ise "kar zarar
ortaklığı" şeklinde çalıştıklarını belirtmektedirler. Dolayısıyla
güvendiğiniz katılım bankalarına paranızı yatırmanız caizdir.
Ayrıca paralarınızı taşınmaz mal, altın, döviz ve hisse
senetlerine paylaştırarak ya da ticaret
yaparak değerlendirebilirsiniz.
Bankaların fonları için ise değerli alim
Prof. Dr. Hayrettin Karaman şu değerlendirmeye yapmakta:
"Önce yatırım fonunun ne olduğu ve bu fonların gelirinin nasıl
elde edildiği konusunda kısa bilgiler aktarmamız gerekiyor:
"Portföy geniş anlamıyla bir kişinin ya da kuruluşun sahip olduğu
varlıkların tümünü ifade eder. Dar anlamıyla portföy ise sermaye
piyasası araçları ve kıymetli madenlerden oluşan varlık grubudur.
Yatırım fonları halktan topladıkları paralar karşılığı, hisse
senedi, tahvil gibi sermaye piyasası araçlarından ve kıymetli
madenlerden oluşan portföyleri yönetirler. Her bir yatırımcı fonun
sahip olduğu portföyün bir kısmını temsil eden katılma belgesini
alarak fona ortak olurlar. Fon yatırımınızdan, şu üç yoldan para
kazanabilirsiniz: İlk olarak fon sahip olduğu menkul kıymetlerden
kâr payı, faiz olarak menkul kıymetlerden gelir elde eder. Fon
elde ettiği bütün gelirini fon portföy değerine yansıtır. Fonun
sahip olduğu menkul kıymetlerin fiyatı artabilir. Eğer fon fiyatı
yükselen bu menkul kıymeti satarsa sermaye kazanç elde eder. Fon
elde ettiği bu sermaye kazancını veya zararını fon portföy
değerine yansıtır."
Yukarıdaki açıklamalar da gösteriyor ki yatırım fonlarının
gelirleri içinde faiz de vardır ve önemli bir yer tutmaktadır.
İslam dünyasında ve Batı'da çalışan, faize ve harama bulaşmayan
yatırım fonları da vardır; ama Türkiye'deki yatırım fonlar
faizden arındırılmış değildir. Bu sebeple yatırım fonlarına
katılarak buradan gelir elde etmek caiz değildir. "
(
http://www.hayrettinkaraman.net/sc/00143.htm )
selam ve dua ile...
Ek yazı:
(Prof. Dr. Hayrettin Karaman'ın
sitesinden alınmıştır:)
N- Parayı koruma ve arttırma yolları:
Enflasyona karşı parasının değerini korumak ve onu arttırmak
isteyen şahıslar bir takım yollara başvurmaktadırlar. Bunların bir
kısmı dinimiz bakımından-ziraat, ticaret, zanaat gibi- caizdir,
bir kısmı ise ya faize dayandığı, yahut da meşru olmayan
maksatlara hizmet ettiği için caiz değildir, haramdır.
Caiz olanlar:
1. Özel finans kurumları:
Ülkemizde hususi bir kanunla Özel Finans Kurumları kurulumasına
imkân tanınmış ve bugüne kadar altı finans kurumu kurulmuştur: 1.
Faysal Finans, 2. Al-Baraka Türk, 3. Kuveyt-Türk Evkaf, 4. Anadolu
Finans, 5. İhlas Finans 6. Asya Finans. Bu kurumların kuruluş
gayesi ekonomik hayatlarını dinlerine göre yaşayan müslümanlara,
faize bulaşmadan paralarını koruma ve arttırma imkânı sağlamaktır.
Bu kurumlar faizsiz banka esasına göre kurulmakta ve "peşin alıp
veresi satma, satın alıp uzun vâdeli kiraya verme, ortak ticaret,
ortak yatırım" gibi yollara başvurarak kazanç sağlamaktadır.
Bu kurumlara para yatıran şahıslar, kâr ve zarara ortak olmayı
kabul etmektedirler; ancak akıllıca ve ihtiyatlı hareket edildiği
için bugüne kadar mezkûr kurumlar müşterilerini zarara sokmamış
bazen bankaların verdiği faizden fazla helâl kâr dağıtmışlardır.
2. Tüccar ve esnaf ile kâr-zarar ortaklığı:
Ticaret, zanaat veya sanayi sahasında çalışan şahıs veya
şirketlere, kâr ve zararda ortak olmak şartıyla para yatırılmakta,
yıl sonunda yapılan hesaplara göre para sahibine, hissesine düşen
kâr verilmektedir. Meselâ A ticaret ile meşgul olan B'ye, kârında
ve zararında ortak olmak şartıyla bir milyon lira vermekte; B, bu
parayı da sermayesine katarak ticaret yapmaktadır. Yıl sonunda B
yaptığı hesaplara göre % 60 kâr etmiştir, buna göre bir milyonun
kazancı 600 bin liradır. Bunun 300 binini kendisi almakta
(anlaşma, kâr ve zararın yarı yarıya paylaşılması şeklinde ise),
diğer 300 bin lirayı da A'ya vermektedir. A isterse kârı almayıp
1.300.000 lira ile ikinci yıl için ortaklığına devam etmektedir.
3. Hisse senedi:
Şirketler, şahıslar ve menkul değerler borsasında alınıp satılan
hisse senetleri, ticaret, hizmet veya üretim yapan bir şirkete
ortaklığı ifade etmektedir. Bu senetleri alan şahıs, senedin
temsil ettiği ölçüde şirketin kâr ve zararına ortak olmaktadır.
Şirketin ürettiği mal alkollü içki, uyuşturucu vb. haram bir mal
olmadıkça; arzettiği hizmet fuhuş kumar vb. bir hizmet, olmadıkça,
ticarî şirket ticaretini, İslâmın haram kıldığı şekilde yapmadıkça
bu ortaklık meşrudur, mezkür senetler alınıp satılır, elde edilen
kâr da helâldir. Hisse senedinin ait olduğu şirketin ana sermayesi
helal mal olmakla beraber zaman zaman banka kredisi alıyor, yahut
banka ile muamele yapıyor ve kârın bir kısmı da bu faizli krediden
hasıl oluyor ise hisse sahibi müslüman, elde ettiği kârın bir
kısmını (faizli krediden hasıl olan kısmı) mülkünden çıkarıp
fukaraya vermelidir. Öz sermayenin hasıl ettiği kâr helaldir.
Faizli ekonomilerde müslümanların, faize hiç bulaşmayan şirket ve
hisse senedi bulmaları imkânsız gibidir; bu sebeple onların
vazifesi, bu şirketlere ortak olmamak değil, faiz verilerek
alınmış sermayeden hasıl olan kârı fukaraya vermektir. Sermaye ve
kazancının tamamı veya çoğu faizli olmayan şirketlere girilir
yukarıda açıklanan usul ile faizden temizlenilir. Müslümanlar
böylece ekonomik açıdan güçlenir, bu güçleri ile faizi tamamen
ortadan kaldırmaya çalışırlar.
Hisse senedini, gelirinden faydalanmak için değil de alıp satmak
için edinenleri, şirketin faizli kredi alması etkilemez; çünkü
faizli kredi hisse senedine dahil değildir.
4. Altın ve döviz:
Kâr sağlamamakla beraber paranın değerini koruyan bir usul de
altın ve döviz almak, parayı altın ve dövize çevirerek korumaktır.
Bir müslümanın, zekâtını vermek şartıyla altın ve dövize sahip
olmasında mahzur yoktur, bunları peşin satmak, uzun veya kısa
müddet elde tutmak caizdir. Ancak altın ve dövize yatırılan
paralar âtıl (işlemeyen) sermaye olduğu için bundan memleket
ekonomisi zarar görmekte, bazen ülke sıkıntıya düşmektedir; bu
sebeple normal zamanlarda bile bu usul, ancak diğer yollar
bulunmadığı zaman, yahut durum müsait olmadığı zaman
kullanılmalıdır.
5. Kâr ortaklığı:
Son yıllarda devlet, gelir ve kâr getiren bazı tesisleri kâr
ortaklığı yolu ile halka açmaktadır. Bu uygulamanın da gayesi,
faiz yemeyen müslümanların elindeki paraları alıp değerlendirmek,
bunlarla yeni iş sahası ve tesisler kurmaktır. Bu maksat meşru ve
faydalı bir maksattır. Ancak bunun için başvurulan "kâr ortaklığı
usûlü" yeni bir uygulama olduğu için bazı tereddütlere yol
açmıştır. Bazı fıkıhçılar (İslâm hukuku âlimleri), bir kimsenin,
aslına sahip olmadığı şeyin gelirine de sahip olamayacağını, bunun
faizcilikten bir farkı bulunmadığını ileri sürmüş ve kâr
ortaklığının caiz olmadığı görüşünü benimsemişlerdir. Bizim
kanâatimiz aksi istikamettedir. Bize göre kâr ortaklığı caizdir;
çünkü:
a) Kâr ortaklığı, devletin belli faiz karşılığında ödünç para
alması şeklinde olmamaktadır. Faizli ödünç alma işlemi devlet
tahvillerinde sözkonusudur. Kâr ortaklığı, adı üzerinde bir
ortaklıktır; ortaklık konusu tesisin satımı mümkün olmadığı için
kâr ortaklığı yoluna gidilmekte, kâr da önceden yüzde veya miktar
olarak belirli kılınmamakta, kâr ortağı, yıl sonunda ne alacağını
bilmemektedir. Bu usûle göre ortakların geliri, ortaklık konusu
tesis gelir getirmez ise sıfır olmaktadır; faizcilikte ise faiz
önceden bellidir ve hiçbir zaman sıfır olmaz.
b) Mülkiyeti başkasına veya devlete ait olan birşeyin tasarruf ve
intifa hakkını satın almak, bundan gelir sağlamak mümkün ve
caizdir. Nitekim Osmanlı devletinde mîrî (mülkiyeti devlete ait
bulunan) toprakların tasarruf (işleme, kiraya verme, faydalanma)
hakkı devlet tarafından halka satılmış, bu hakkı satın alanlar
topraktan, ekmek, ortağa veya kiraya vermek suretiyle
faydalanmışlar, vefatları halinde de faydalanma hakkı varislerine
geçmiştir. Bu usûlün meşru olduğuna dair şeyhülİslâm fetvaları
vardır.
c) "Durum ne olursa olsun, malın aslına sahip değil isem gelirine
de sahip olamam, gelirine ortak olduğum tesis yıkılıp yok olsa
bile devlet paramı iâde etmektedir, şu halde ben bu tesisin mâliki
değilim, mâliki olsa idim tesis yok olunca param da iâde
edilmemeli idi" diyenler için de yol vardır: Gelir ortağı,
ortaklık konusu tesise kendini mâlik sayar ve tesis yok olduğu
takdirde parasını devlete bırakır, almaz; cebren verirlerse başka
yoldan devlete iade eder. Karşı tarafın (devletin) parayı iâde
şartını kâr ortağı, kendi adına kabul etmemiş olur. Nitekim Hz.
Aişe, Berîre isimli bir cariyeyi alıp âzâd etmek istemiş,
cariyenin sahibi ise-satın alıp âzâd edecek olan Aişe'ye geçmesi
gereken- velâ hakkının kendilerinde kalmasını şart koşmuşlardı.
Peygamberimiz, Hz. Aişe'ye "Karşı taraf böyle bir şart ileri sürse
de sen kabul et ve cariyeyi al, Allah'ın kitabındaki şarta aykırı
olan şartlar hükümsüzdür..." buyurdu. Buna göre karşı tarafın,
İslâm hukukuna aykırı olarak ileri sürdüğü şartı kabul ederek
muâmeleyi yapmak, sonra bu şarta riâyet etmemek mümkün olmaktadır.
Bir müslüman, paranın iâde şartını İslâm hukukuna aykırı görüyorsa
kâr ortaklığı senedini alır , kârını da alır, tesis yok olursa ana
parayı geri almaz, bu niyet içinde olur.
Senet hangi tesise veya tesislere aitse geliri de o tesisin geliri
olmalıdır; çünkü kâr ortağı, senette yazılı tesisin (köprü, baraj,
fabrika...) ortağıdır. Gelir bir başka şeye (dövize, altına,
işletmeye) bağlı ve endeksli olamaz; olursa caiz olmaz.
Kâr ortaklığının caiz olabilmesi için tesisin mevcut ve işler
olması gerekir. Henüz yapılmamış tesise ortak olup, başka bir
ölçüye göre gelir almak da caiz değildir.
Caiz olmayan yollar:
Paranın değerini korumak ve onu arttırmak için başvurulan yollar
arasında caiz olmayanları da vardır. Biz burada, bunlardan üçü
üzerinde durmak istiyoruz:
1. Tahvil:
Tahvil, alınıp satılabilen faizli borç senedi mahiyetindedir.
Tahvili ister devlet çıkarsın, ister hususi şahıs ve şirketler
çıkarsın esası faiz karşılığında borç almaktır. İslâm faiz alıp
vermeyi haram kıldığına göre tahvil alıp satmak, bu yoldan kazanç
elde etmek de helal değildir.
2. Dövize endeksli tahvil ve döviz karşılığı borç alma:
Tahvil alanın parasının değerini de koruyarak gelir sağlamasını
mümkün kılmak ve tahvil alım-satımını teşvik etmek için başvurulan
yeni bir yol da tahvile yatırılan parayı, daha doğrusu tahvilin
nominal değerini, tahvil ihracı sırasında geçerli kura göre dolar
ve mark gibi bir dövize ve ana para, türk lirası olarak iâde
edilirken, iâde sırasındaki kura göre tahvil bedelini ödemektir.
Burada iki işlem vardır:
a) Ödünç alınan parayı değeri bakımından dövize bağlamak ve iade
ederken yeni değeri üzerinden ödemek.
b) Ana yarayı iade edinceye kadar faiz ödemek. Dövize endeksli
tahvil alım satımı, birinci unsurdan dolayı değil, ikinci unsurdan
(faizden) dolayı haram olmaktadır. Eğer faiz ödenmese idi ödünç
alınan paranın döviz olarak alınması ve döviz değerine göre
ödenmesi caiz olacaktı. meselâ A ihtiyacın gidermek için B'den bir
milyon borç istemekte, vâdesi gelince borcununu, ödünç aldığı
günkü eşdeğeri dolara göre ödemeyi vâdetmektedir. Bu takdirde B,
ya dolar satın alıp A'ya verecek ve vâdesi dolunca verdiği dolar
miktarını, dolar veya türk lirası olarak geri alacaktır, yahut da
A'ya istediği bir milyonu vererek dolar alıp kullanması için
vekâlet verecektir. A bu para ile dolar almayıp onu türk lirası
olarak kullansa dahi ödeme zamanında B'ye dolar değeri üzerinden
ödeyecektir. Böylece dövize endeksli ödünç alıp verme işleminin
mümkün ve caiz olduğu anlaşılmaktadır; yeter ki ödünç alınan
meblağ için ayrıca bir de faiz ödenmesin! Dövize endeksli
tahvillerde faiz de ödendiği için bu işlem İslâm hukuku bakımından
caiz olmamaktadır.
Bu münasebetle işaret etmekte fayda vardır ki İslâma göre gerek
vadeli olmayan satım akdinden ve gerekse ödünç verme işleminden
hasıl olan borç ödenirken, şart koşulmamış olsa dahi enflasyon
farkı ile birlikte ödenecektir. Çünkü İslâm borcun tam olarak
ödenmesini istemektedir; alınandan fazla ödemek faiz oduğu gibi,
eksik ödemek de haksızlıktır ve caiz değildir. Yüz bin lira ödünç
alan bir şahıs bir yıl sonra yine yüz bin lira olarak borcunu
öder, bu arada paranın değeri yüzde otuz düşmüş bulunursa gerçekte
yetmişbin lira ödemiş sayılır ve üst tarafını borçlu kalır. Dövize
veya altına bağlı ödünç alıp verme işlemleri de değer kaybını
önlemeye yönelik tedbirlerdir.
3. Para faizsiz, mülk icarsız:
Paranın değerini korumak ve artırmak için kullanılan yollardan
biri de bir şahıstan para alan ikinci şahsın, bir taşınmaz malını
ona vermesi, aldığı parayı geri ödeyinceye kadar kendisinin faiz
ödememesi, karşı tarafın da taşınmazdan faydalandığı halde kira
ödememesidir. Buna her ne kadar "para faizsiz, mülk icarsız"
denmiş ise de bu cümleyi tersine çevirerek "para faizli, mülk
icarlı, paranın faizi mülkün icarıdır" demek mümkündür. Bu usulü
bazı fıkıhçılar "vefâen beyî'" adı altında caiz görmüş iseler de
kanâatimize göre bu usul apaçık bir faiz hilesidir ve caiz
değildir.
Kaynak :
http://www.hayrettinkaraman.net/kitap/helalharam/0076.htm
|