MEZHEP VE EHLİ
SÜNNET ÜZERİNE BİRKAÇ SORU...
Esselamu
aleykum.
1-Hocam bu
gün için avam olan müslümanların dört mezhepten birini taklit
etmeleri vacipmidir.taklit etmeyen ehl-i sünneten çıkar mı?
2-ehl-i
sünnet itikadına göre allahu teala zaman ve mekandan münezzehtir
değil mi,lakin kendilerine selefi denilen bir cemaat biz de ehl-i
sünnetiz diyerek allahu tealanın gökte olduğuna
mutekittirler.bunların hangisi doğrudur.göktemidir mekan-zamandan
münezzehmidir.selefi denilen cemaat kendilerine eynallah hadisini
mesnet almışlar.başka delilleride vardır.hak hangisidir?
3-ibni
teymiye,muhammed bin abdulvehhab,reşit rıza,muhammed abduh,efgani,şevkani,nasıruddin
elbani ehl-i sünnet midirler?
Değerli kardeşim,
Belirttiğiniz konular şüphesiz ilmi
konular ve genişçe kaynaklarıyla izahlar gerektiren konular. Bununla
birlikte ben sorularınızı kısaca cevaplamaya çalışacağım.
1- Birinci sorunla ilgil Prof. Dr.
Hayreddin Karaman Hocamızın şu izahını aktaracağım:
"Mezhep ile müslüman
arasındaki ilişkiyi üç boyutta ele alabiliriz: a) Birine
bağlanmadan, dîni öğrenmede onlardan yararlananlar (çok
mezhepliler). b) Birine bağlanarak yalnızca ondan dîni öğrenen ve
buna göre amel (hareket) edenler (tek mezhepliler). c) Birine
bağlanan, gerçeği yalnız onda gören, diğerlerine gitmeyi câiz
görmeyenler (mezhepçiler).
İlgili kaynaklarda (Usûl kitaplarında) bir müslümanın, kendisi
müctehid değil ise (müctehidler başkasının mezhebini, ictihadını
taklit edemezler) tek bir müctehide bağlanmasını da, birine
bağlanmadan, tamamından yararlanmasını da câiz görmüşlerdir (Bu
konuda geniş bilgi için beninm(Hayreddin Karaman), Dört Risâle ve
İslâm Hukukunda İctihad isimli kitaplarıma bakılabilir). Câiz
olmayan, İslâm'a zarar veren üçüncü tavır ve yaklaşımdır. Soruda
"mezhebe bağlanma" yanında, parantez içinde "kutuplaşma" kelimesine
yer verilmiş, bağlanmanın kutuplaşma şeklinde olanı sorulmuştur.
Evet, her bağlanma kutuplaşma değildir. Diğer mezhepleri de hak
bilen, bunlardan yararlanmayı da câiz gören, farklı mezheplere bağlı
müslümanları birbirinden ayırmayan kimseler yalnızca "mezheplidir",
bunların bağlılıkları "kutuplaşma" doğurmaz. Mezhebi din yerine
koyanlar, bir mezhebe bağlanmayı farz görenler, bir mezhebe bağlanan
kimsenin ondan ayrılmasını ve başkalarından da yararlanmasını haram
bilenler... işte bunlar mezhepçidir ve kutuplaşma böyle bir
yaklaşımdan doğabilir.
Müslümanlar, yeterli bilgiye sahip olmadıkları için (böyle olanlar)
zorunlu olarak bir veya birkaç âlimden yararlanırlar, onların
düşünce ve ictihadlarına uyarlar. Ancak bununla yetinmek ve imkân
bulunduğu halde bu noktada kalmak câiz değildir. Bir âlime bağlanmak
(taklid) bir zorunluluk (zarûret) sonucu câiz olmuştur. İmkân bulup
bilgisini artıranlar için bağlanma zorunluluğu derece derece ortadan
kalkar. Az bilenler, bilgilerini arttırmak için temel kaynakları ve
bunlara ait açıklamaları okumalıdırlar, kendi aralarında küçük
cemâatler (öğrenme toplulukları) oluşturarak problemlerini ve
bilgilerini paylaşmalıdırlar. "
2- Selefiler "ehli sünnet"
ekolü içerisinde yer almaktadırlar. Selefilerin genel tarzı "müteşabih"
denilen ayetleri yorumlamazlar ve olduğu şekilde kabul ederler.
Ancak bu doğru bir yöntem değildir. Zira Kur'an'daki
müteşabih (anlamı kapalı ya da farklı anlamlara gelebilen) ayetler
muhkem (anlamı açık) ayetler doğrultusunda yorumlanmalıdır.
Elbette zaman,mekan gibi kavramlar biz insanlar için geçerlidir.
Yüce Allah ise yaratılmışla benzemez. Kur'an'da ve
hadislerde geçen ve Yüce Allah'a isnad edilen zaman , mekan
kavramları müteşabih kavramlardır ve olayı biz insanların akıl
dünyasına indirgemekten ibarettir. Zaten dünya uzay
boşluğunda döndüğüne göre "her yer göktür". Yüce Allah'ı zatı
itibariyle aklın kavraması mümkün değildir. Fakat O'nu sıfatlarıyla
(yani özellikleriyle) tanımak gerekir. (Yani O görür, işitir,
merhametlidir,gücü her şeye yeter,yaratandır ...)
3- Değerli kardeşim,
Müslümanları hele de İslam'a
ilimleriyle ve mücadeleleriyle bir çok hizmetleri olmuş
Müslümanları İslam tarihi'nin nisbeten ileri dönemlerinde ortaya
çıkmış kavramlara ya da gruplandırmalara göre değil, "imanları,ilimleri
ve mücadeleleri" dikkate alarak değerlendirilmelidir.
Nitekim yüce Allah ahirette insanları sonraları ortaya çıkan
"mezheplere" göre değil, Kur'an'a ve O'nun Resulü'nün ilke ve
mücadelesine uyup uymadığından sorumlu tutacaktır.
Şu nu da ifade edelim ki,
bir alimi sevmek ve ondan istifade etmek bütün görüşlerini kabul
edip benimsemek anlamına da gelmez.
İslam'a hizmet eden bütün
alimlerimizden ve mücadele insanlarından Allah razı olsun, Ve onlara
mağfiret eylesin.
Selam ve dua...
|