|
Sevgi, evlilik müessesesinin
vazgeçilmez tutkalıdır, Allah vergisidir. Sevgi temeli kaybolmuş
bir ailenin, eşler ve çocuklar için mutluluk kaynağı olması
mümkün değildir. Ya menfaat temeline
dayanan bir şirkete dönüşmüştür ya da her türlü hırgürün cirit
attığı azap cenderesine…
Öyleyse evlilikte aşk ve sevginin önemi izah-tan vârestedir.
Pekiyi nedir bu aşk? Sevgi ile aşk arasında ne gibi ilişki var?
Bunları Amerikalı yazar ve evlilik danışmanı Dr. Gary Chapman'ın
“Beş Sevgi Dili” adlı eserinden faydalanarak anlamaya çalışalım.
Her şeyden önce Müslüman ailelerin bu kitabı, baştan sona bir
şurup gibi içercesine oku-malarını hararetle tavsiye ediyorum.
Çoğumuz evliliğe, âşık olarak başlarız. Halk arasında “cicim
ayları” denilen evliliğimizin ilk yıl-ları; heyecanlı ve zirveye
ulaşmış bir âşık olma dönemidir. Bu dönemde gözümüz
birbirimizden başkasını görmez. Uykuya birbirimizi düşünerek
dalarız. Uyandığımızda ilk aklımıza gelen odur. Kısa süre de
olsa ayrıldığımızda, birlikte olmayı özleriz. Birlikte zaman
geçirmek, cennetin kapısı önünde oyun oynamaya benzer.
Âşık olan biri, sevdiği kişinin mükemmel oldu-ğu inancına
sahiptir. Gerçekten âşıksak, bunun “pazara kadar değil mezara
kadar” süreceğine inanırız. “Şu anda hissettiğimiz hârika
duyguları her zaman hissedeceğiz. Hiçbir zaman, hiçbir şey
aramıza giremez. Hiçbir şey birbirimize duydu-ğumuz aşktan daha
üstün olmayacaktır. Mukad-deslerimizden sonra aşkımız gelir.
Bazı evli çiftlerin bu duyguyu kaybettiğini gözlemliyoruz. Fakat
bu bizde olmayacaktır. Belki de onlar gerçek aşkı hiç
yakalayamadı...” diye karşılıklı fikir yürütürüz.
Maalesef âşık olma tutkusunun “mezara kadarlığı” gerçek değil,
bir hayaldir. Âşık ol-ma olgusu üzerine geniş kapsamlı bir
çalışma yapılmış, çok sayıda çift incelendikten sonra, ro-mantik
bir tutkunun ortalama sürecinin iki yıl olduğu sonucuna
varılmıştır. Bu süreç so-nunda hepimiz bulutlardan iner,
ayağımızı tekrar toprağa basarız. Gözlerimiz açılır ve
karşımızdaki kişiyi olduğu gibi görürüz. Onun bazı kişisel
özelliklerinin gerçekten rahatsız edici olduğunu fark ederiz.
Bazı davranış tarzı sinir bozucudur. Halbuki aşk sürecinde o,
kusursuz ve hârika idi. Süreç tamamlandıktan sonra o âşık
olduğumuz insan; incitecek, kızacak, hatta sert sözler sarfedip
eleştirel yargılarda bulunacak kapasitededir. Âşık olduğumuzda
gözardı ettiğimiz bu küçük özellikler, koskoca dağlara
dönüşmüştür.
Saçların lavaboyu tıkaması, küçük lekelerin aynayı kaplaması,
pantolonların askıya asılmayışı, çekmecelerin açık bırakılması,
çorapların ulu orta atılışı artık tartışma konusu olmaya
başlamıştır. Artık bir bakış incitmekte, bir söz
yıkabilmektedir. Sırılsıklam âşık olanlar birbirine düşman,
evlilik de bir savaş haline gelebilir.
Pekiyi âşık olma hârikası ne oldu? Demek ki, âşık olma
saplantısının “sonuna kadar sürecek fik-ri”, yanlış bir
bilgiydi. Âşık olma durumunun mey-dana getirdiği “havada uçma”
duygusu bizde, çok güzel bir ilişki yaşadığımız inancını
doğurur. Birbirimize ait olduğumuzu hissettirir. Bütün sorunları
yenebileceğimize inanırız. Birbirimize karşı çok fedakâr
olduğumuzu düşünürüz. Mutluluğumuz için yapamayacağımız şey
yoktur.
Bu düşünceler hayalden ibarettir. Düşündüklerimiz ve
hissettiklerimizde samimiyetsiz olduğu-muzu değil, gerçekçi
olmadığımızı gösterir. İnsan tabiatının gerçeğini hesaba katmayı
akledemiyoruz. Tabiatımız itibariyle hepimiz “BEN” merkez-ciyiz.
Hiçbirimiz bütünüyle fedakâr değiliz. Âşık olduğumuz zaman
hissettiğimiz “havada uçma “ duygusu bizi bu yanılgıya düşürür.
Haşr suresi 9. âyette dile getirilen ve “ÎSAR” denilen
“Başka-sını kendine tercih etme” fedakârlığı, pek az insana
nasip olacak bir istisnâî haslettir. İnsanoğlunun tabiatında
hâkim olan “ben merkezcilik”tir. Onun için “Hiçbirimiz bütünüyle
fedakâr değiliz.” demek zorunda kalıyoruz. Bundan dolayı, âşık
olma sürecimiz, bir kere doğal akışını tamam-adı mı-ki o da iki
yıldır- dünyanın gerçeklerine döner ve kendimizi öne çıkartmaya
başlarız.
Âşık olmak, iradeye bağlı bir eylem ya da bilinçli bir seçim
değildir. Genellikle uygun olmayan zamanlarda ve umulmadık
kişilere âşık oluruz. Âşık olmak, gerçek sevgi de değildir.
Çünkü çaba göstermeden yaşanır. Âşık olan kişi, gerçekte,
karşısındakinin gelişimine yardımcı olmakla ilgilenmez. Çünkü
onun kesinlikle geliş-meye ihtiyacı yoktur, zira o, mükemmeldir.
Sade-ce onun mükemmelliğini korumasını umarız. Ge-nellikle akıl
yürütme yeteneğimizi devreden çı-karır ve sık sık kendimizi daha
ciddi anlarda asla söyleyemeyeceğimiz ve yapamayacağımız şeyleri
söyler ve yaparken buluruz. Duygu dalgaları dindiğinde,
aramızdaki farkların ışığa çıktığı gerçek dünyaya geri
döndüğümüzde, çoğumuz kendimize “Bir çok konuda anlaşamadığımız
halde neden evlendik ki?” diye sorarız. Ama aşkın doruğundayken,
önemli her konuda anlaştığımızı düşünmüştük. Demek ki aşkın gözü
körmüş.
Âşık olma sürecini, geçici bir duygusal yükselme olarak kabul
edebilir, artık eşimizle birlikte GERÇEK SEVGİYİ
kovalayabiliriz. Gerçek sevgi de tabiatı
icabı duygusaldır fakat tutkulu değildir. Akıl ve duyguyu
birleştiren bir sevgidir. İradeye bağlı bir eylemdir ve
disiplin gerektirir. Aşk ise, aklı devreden çıkartarak duyguyu
balonlaştırır. En temel duygusal ihtiyacımız âşık olmak değil,
bir birimiz tarafından gerçekten sevilmektir. Sevginin
içgüdüyle değil, akıl ve se-çimle büyüdüğünü bilmektir. “BENİM,
BENİ SEVMEYİ SEÇEN VE BENDE SEVİLMEYE DE-ĞER BİR ŞEY GÖREN BİRİ
TARAFINDAN SE-VİLMEYE İHTİYACIM VAR.” talebine sevgiyle karşılık
verebilmektir.
Şu da inkâr edilemez bir gerçektir ki, âşık olma süreci,
vadesini tamamlamadan gerçek sevgi de başlayamaz. Demek ki,
gerçek sevginin yolu da aşktan geçmektedir. Öyleyse
AŞK, EVLİLİK KİTABININ YALNIZCA GİRİŞ KISMIDIR. KİTABIN KALBİ,
AKILCI VE İRADELİ SEVGİDİR. İSTENİLEREK YAŞANANDIR.
Evlilik için sevgi deposunu dolu tutmak, tıpkı bir otomobilin
benzinini uygun seviyede tutmak kadar önemlidir.
Evliliğimizi boş bir sevgi deposu ile yürütmek, arabamızı
benzinsiz yürütmeye çalışmaktan daha fazlasına mal olabilir.
*Kaynak:www.ribatdergisi.org
""""""""""""
Öyleyse âşık olduğunuz
birisiyle evlenecekseniz sağduyu ile
düşünerek aranızdaki aşk bittiği zaman da sevginizin
süreceğine ve anlaşabileceğinize inanıyorsanız
evlenin. Mantık evliliği de aşk evliliği de risklidir.
Doğrusu; kalbinizin ve mantığınızın
birlikte karar verdiğive ikisinin de onay verdiği evliliktir.
Yani evleneceğiniz kişiye kalbiniz ısınmalı aklınız da onay
vermelidir. Ya da aklınızın kabul ettiğine kalbiniz de
ısınmalıdır. (Mutlu Yuva Sayfası)
|