|
Anne Babaya İtaatin Sınırı *
(Mustafa İslamoğlu)
(alıntıdır) |
|
Dinimiz açısından anne baba hakkı oldukça önemli bir konu.Onlara
itaat yanlış bilmiyorsam Allah'a ve ahiret gününe iman etmek ve
peygamberlere inanmaktan sonra gelen önemlilikte.yalnız hocam
onlara herzaman itaat etmek mi gerekiyor?Başka bir
deyişle,mesela evleneceğimiz eşi onlar mı seçmeli?yada
farzedelim ki evliyiz ve evde bir gelin kaynana çatışması
yaşanıyor ve bu çatışmada annemizin haksız olduğunu
görüyoruz.Anne "bu kızı cezalandırmazsan yahut boşamazsan sana
hakkımı helal etmem" yada "bu evden ya o gider yada ben" gibi
bir tehditle karşımızda.Eşimizi cezalandırsak ona haksızlık
olacak,anneye karşı gelsek itaat etmemiş olacağız... Bu ve
benzeri durumlarda müslüman bireyin yapması gerekenler neler?
|
|
|
|
|
CEVAP: Bu konuda İslam'ın bağlayıcı kuralı
şudur: "Allah'a isyan hususunda kula itaat yoktur. Allah dışında
hiç kimseye mutlak itaat yoktur ki anne-babaya olsun. Kaldı ki
Kur'an hiçbir yerinde anne-babaya "İTAATTEN" söz etmez. Bu
yaygın bir yanlış anlamadır. Kur'an her yerde anne-babaya
"İYİLİK ETMEKTEN" söz eder. Yani "ihsan ile muamele. Gerisini
siz de çıkarabilirsiniz. |
Kaynak:
http://www.mustafaislamoglu.com/haber_detay.php?haber_id=136
Konuyla
ilgili başka bir yazı:
Ana-baba ve çocukların hakları *
(Prof. Dr. Hayrettin Karaman)
Soru:
İkinci olarak yardımınızı isteyeceğim konu daha önemli. Öğretmenlik
yaptığım kursta çoğunlukla yetişkinlere ders veriyordum.
Öğrencilerimden bir bey (ismi A...) kursu bittikten sonra bana
ulaşıp kız yeğenine evde özel ders verip veremeyeceğimi sordu.
Aileme, kabul edince derslere başladık. Bir müddet sonra derslere
onu beklemek için birlikte gelen ablası vasıtasıyla beni annemden
istediler. (26 yaşındayım ve ömrümde ilk kez biri benimle evlenmek
istiyor, benden 2 yaş büyük bekar ablam da var). Annem de hiçbir
araştırma yapma ihtiyacı duymadan sadece öğrenciyi getirirken
arabalarının olmamasını kıstas alarak ve Sivaslı olmalarından dolay
reddetti. Bu arada ben -hata mı yaptım biliyorum ama- A. . ile
görüştüm ve zaten önceden de tanıdığım kadarıyla çok iyi biri
olduğunu düşündüğüm bu kişiye ısındım. Ehli sünnet, aynı doğruları
paylaştığım bir insan. Akrabalarımızdan ...bir büyüğüme bunu
söyledim A ile o da tanıştı. Ve aileme benim istediğimi o ifade
etti. Babam biraz kırıcı bir ifadeyle de olsa kabul etti, annesini
ikna etsin evlensin diyor. Ben hiç kimsenin kırılmasını istemiyorum.
Kime karşı nasıl bir tavır takınmamın doğru olacağını bilemiyorum.
Bana özellikle bu konuda bir tavsiyede bulunabilirseniz gerçekten
çok mutlu olacağım. Bu arada biraz acı ve belki size inanılmaz
gelecek ama benim kız arkadaşım dahi doğru dürüst olmadı. Üzülerek
belirtiyorum ki bunun sebebi de annem. Ben ilk-orta-lise öğrenimimi
...Kolejinde tamamladım. Okul arkadaşlarımın hemen hemen hepsi aşırı
sosyetik çevredendi. Benim ailem ise klasik Türk tipi ailelerden, ne
dindar ne dinsiz, ahlak bilincinin ön planda olduğu tarzda, ama
maalesef küçükten beri bizi Allah rızası için ahlaklı olmamız ile
ilgili bilinçlendirmediler, sadece çevre, insanlar, ahlaklı kızları
var desinler tarzında. Dolayısıyla biraz baskıcı tarzda hiçbir
arkadaşımın evine gidemediğim gibi hiçbir arkadaşım da bize
gelemedi. Belki arkadaşsızlığın bana tek bir yararı oldu o da
kitaplarla tanışmam ve dostluk kurmam. Bu vesileyle de İslam'ı doğru
kaynaklardan okuyarak elhamdülillah bilinçlendim. Lise son sınıfta
namaz kılmaya başladım ve üniversiteye girdiğim ilk gün de başımı
örtme kararı aldım ve çok şükür eksiklerim fazla olmasına rağmen en
azından yola girmiş bulunmakta olduğumu biliyorum. İlginçtir ki baş
örtme kararıma da karşı çıktı annem. Ablam da benden önce liseye
giderken başını örtmeye başlamıştı, tamamen içinden gelen bir hisle;
eline bir gün kitap alıp okuduğunu görmezdim. Ona bu kadar
karıştığını görmemiştim ama nedense bana farklı bir tavır takındı.
Sonra özel radyoların çoğalmasıyla birkaç dindar arkadaşlar
edinmiştim ki onlar da yüzlerine annem tarafından telefonların
kapatılmasından dolayı ve ben konuşurken paralelden müdahale edip
kırıcı şeyler söylemesinden dolayı kısa süre içinde benden
uzaklaştılar ve zaten şu anda hepsi evlendi, farklı bir şehirde
yaşıyorlar. Üniversiteden iki samimi diyebileceğim arkadaşım oldu.
Biri çok varlıklı bir aileden ...başkanlarından birinin kızı, ilk
günden benimle arkadaş oldu ve bunun sebebinin, başı açık olmasına
rağmen namaz kılıyor olmasından kaynaklandığını bir müddet sonra
öğrendim. Çok sevindim tabi. Dört yl boyunca okulda hep beraberdik
ancak bir gün bile ne o bize geldi ne ben onlara gittim. Anneme
sevdirebildiğim tek arkadaşım olmasına rağmen nasip olmadı demek ki.
Okul bittikten sonra evlendi ve bir kere evine tebrike gittim. Şimdi
ancak ara sıra telefonlaşabiliyoruz. Diğer arkadaşımla da son
sınıftayken tanıştım. Okulumuza yatay geçiş yapmış, başka sınıftan
kapalı bir arkadaşım. Ancak o da Adapazarı'nda oturduğu için okul
bitince oraya gitti. Ara sıra İstanbul'a geliyor ...ve nadir de olsa
görüşebiliyoruz. Bütün bunların kaynağında biraz annem olmasına
rağmen onu gerçekten seviyorum ancak ömrüm boyunca onu razı etmek
için fedakarlıklarda bulunduğumun hiç farkında değil. Şimdi bu
evlilik konusunda da kendim istememe ve bunun Allah'ın rızasna uygun
olduğunu düşünmeme rağmen o istemiyor diye fedakarlık mı etmeliyim?
Yoksa artık buraya kadarmış deyip çıkıp gitmeli miyim? Ya da
bunların ortasında bir yol var da ben mi göremiyorum?
Objektif olarak benim göremediklerimi göreceğinizi düşünerek size
yazdım ama tabi tek taraflı dinlemiş oldunuz. Biraz detaylıca
kendimden bahsederek vaktinizi aldığım için hakkınızı helal edin.
Cevaplarsanız çok müteşekkir olacağım. Ama yoğunluğunuzdan dolay
cevaplayamazsanız da anlayışla karşılarım. Zaten yazarak biraz olsun
rahatladım. Ben sizi Allah için çok sevip sayıyorum. Allah
hizmetlerinizde size güç kuvvet versin. Selam, saygı ve
dualarımla...Allah'a emanet olun."
Cevap:
Bu mektupta da görüldüğü gibi bana sık sık şu soru/şikayet intikal
ediyor: 1. Anne veya babanın çocuklarından, eşlerini boşamalarını
istemeleri, 2. Anne veya babanın çocuklarının, istedikleri biriyle
evlenmelerine razı olmamaları, 3. Anne veya babanın çocuklarını,
istemedikleri biriyle evlenmeye zorlamaları.
Anne ve babalar çocuklarına söz geçirebilmek için dini kullanıyor,
Kur'an'da ve hadislerde, anne ve babaya itaat ile ilgili canlı ve
ısrarlı açıklamalar bulunduğu için bunlara dayanıyor ve mutlak itaat
istiyorlar, itaat edilmediği takdirde "evlatlıktan reddetme",
"sütünü, hakkını helal etmeme", "beddua etme" ile tehdit ediyorlar.
Aynı istismarı bazı kocalar da karılarına karşı yapıyor, onların
durum ve arzularına aldırmadan kendilerine mutlak itaati sağlamak
için âyetler ve hadislere dayanıyorlar.
İslam'da Allah ve Resulü dışında bir varlığa itaat asla mutlak
(kayıtsız, şartsız) değildir, şartlar gerçekleşmedikçe itaat etmek
gerekmez, hatta bazan itaat etmemek gerekir. Bunun en uç örneği şu
âyette görülmektedir: "İnsandan, anne ve babasına iyi davranmasını
ısrarla istedik. Eğer onlar sana, hakkında bilgi sahibi olmadığın
(Tanrı olup olmadığı konusunda bir bilgiye sahip bulunmadığın) bir
şeyi bana ortak koşman için uğraşırlarsa sakın onlara itaat etme..."
(Ankebût, 29/8).
Sevgili Peygamberimiz (s.a.) bir kadını, onun istemediği birisiyle
evlendirmek istemişti, kadın "Bu teklifin vahiy ile mi (dini mi)
yoksa bir beşer olarak Hz. Peygamber'in isteği ile mi" olduğunu
sordu, Peygamberimiz vahiy (dini bir talep) olmadığını, bir beşer
olarak böyle uygun gördüğünü ifade etti, kadın "Öyleyse ben onu
istemiyorum, evlenmeyeceğim" dedi, Peygamberimiz de buna anlayış
gösterdi.
Buhari'de yer alan bir hadise göre Hizam kızı Hansâ dul kalmış
babası onu istemediği birisiyle evlendirmişti, Hansâ Resululla'a
başvurdu, o da nikahı iptal etti. (Buhari, Nikah, 41).
Bu iki olayda kadınlar, istemedikleri halde bir erkekle evlenmeye
zorlanıyor veya (birincisinde) zorlanmadan teklif alıyorlar; teklifi
yapan Hz. Peygamber olduğu halde kadın istemiyor ve bu günah
olmuyor, diğerinde evlendiren baba olduğu halde Hz. Peygamber
evlenme akdini iptal ediyor.
Bizim toplumda (Anadolu'da) muhafazakâr kesim, oğul veya kızlarını
evlendirirken evlenenler kendileri (anne, baba, kardeşler) imiş gibi
davranıyor, kendi arzularını ön planda tutuyorlar. Halbuki evlenen
çocuklardır ve onların -meşru olduğu sürece- arzuları tercih
edilmeli, mutlu olmaları amaçlanmalıdır.
Mektuptaki açıklamaya göre bir anne, dindar, iyi ahlak sahibi bir
namzedi, sırf Sivaslı olduğu ve zengin olmadığı için reddediyor,
kızının isteğine karşı direniyor. Aynı anne kızının başını örtmesine
de karşı çıkıyor. Bu iki davranış da hem İslam ahlakına hem de
ahkâmına (bağlayıcı kurallarına) aykırı olduğu için burada anneye
itaat değil, itaatsizlik gerekli olur.
Aynı anne kızının, uygun arkadaşlar edinmesine de karşı çıkıyor,
arkadaşlarına hakaret ediyor, görüşmelerini engelliyor. Bütün bunlar
da sağlıklı bir eğitimin temel kurallarına aykırı, cahilce,
bencilce, komplekse dayalı davranışlar olup, itaati gerekli
kılmazlar.
Elbette evlilik sosyal bir olaydır, iki tarafın ailesinden
başlayarak toplumu ilgilendirir, ama bunun böyle olması tek taraflı
(anne-babanın veya toplumun) dayatmalarını meşru kılmaz, tarafların
uzlaşması gerekir ve ortada hukuk, ahlak, sağlık vb. bakımından
ciddi bir engel bulunmadıkça evlenecek olanların istekleri ön planda
tutulmalıdır. Aksine bir dayatma varsa o zaman çocuklardan itaat
beklenemez ve bu itaatin sağlanması için din kullanılamaz.
Ana-baba çocuğunu reddedemez; yani evlatlıktan reddetmenin hukuki
bir sonucu ve değeri yoktur, eğer bu davranış haksız ise ahlaki ve
sosyal değeri de olmaz.
Beddua haksız olduğunda tutmaz, hatta muhataba değil, bunu yapana
zarar verir.
Süt küçük çocuğun hakkıdır, emziren dini ve hukuki vazifesini
yapmıştır, süt de helal olmuştur; onu kimsenin haram kılma hakkı
yoktur.
Bir kadını boşamak Allah'ın en sevmediği davranıştır; ortada ciddi,
hukuk ve ahlak bakımından boşamayı gerektiren bir sebep yok iken
anne veya baba istedi diye kadın boşanmaz.
Evlilik de insanlık yönünden eşit iki taraf vardır ve bu iki tarafa
verilmiş haklar ve ödevler mevcuttur. Evet "kendisine kocası
tarafından cinsel temas teklif edilen bir kadın bunu reddederse
günah işlemiş olur, melekler ondan nefret ederler" mealinde bir
hadis vardır, ama bu da mutlak değildir, "kadının meşru veya mümkün
olmayan arzularını kocaya kabul ettirmek için cinselliğini olumsuz
yönde kullanmasıyla" ilgilidir, bu duruma mahsustur. Yoksa eş
deyince ortada şişirilmiş bir plastik kadın değil, insanlıkta eşit
bir varlık söz konusudur ve ondan, kocanın her istediğinde, hazır
olması, mazeretli olmaması beklenemez. Allah zarar vermeyi, eziyet
etmeyi yasaklıyor; kadın için zarar ve eziyet olan bir teklife itaat
gerekli olamaz. Diğer meşru olmayan istekleri de böyledir.
*Kaynak:
http://www.hayrettinkaraman.net/yazi/hayat2/0122.htm
|