Değerli kardeşim,
Arkadaşınızın aktardığı
görüşler yeni değil. bu görüşleri daha önce felsefecilerin
bir kısmı da iddia etmişlerdir. Bu akıma agnostizm(bilinmezlik,şüphecilik)
adı verilmektedir.
Aslında arkadaşınızın
söylediklerinde bir çok çelişki mevcut. Fakat bunlar
üzerinde tek tek durmaya vaktim yok.
Örneğin arkadaşınız ruhu
reddediyor ve sevgiyi,aşkı biyolojiye yani hormonlara
indirgiyor. sonra da Allah'ı kalbinde hissetmek istiyor.
Ruhu inkar eden birinin diğer taraftan kalpte huzursuzluk
hissetmesi gerektiğini, ya da Allah'ı kalbinde hissetmek
istemesi tam bir çelişki.
Ayrıca evrendeki ve insan
vücut ve ruhundaki mucizeleri görüp de bunların nasıl
sağlandığını bilemiyorum demek ne kadar doğru? Orta da bir
nizam ve sistem varsa onu düzenleyen ve devam ettiren
birsinin varlığı aklen de gerekli değil mi?
Sevgili kardeşim,
Arkadaşınız inanmak için bizzat
Allah'ı biyolojik gözüyle görmek ya da labaratuarda
incelemek istiyorsa bu mümkün değil. Çünkü Allah bunlardan
çok daha yüce va aşkın bir varlıktır. Ve iman görmeden(gayba)
kabul etmek demektir.
Ayrıca herbiri yaşadığı
toplumun en akıllı en ahlaklısı olan Peygamberler ve onlara
tâbi olan salih insanlara değil de ömrü çelişkiler içinde
geçmiş ve bir kısmı intihar etmiş felsefecilere mi
inanacağız?
Bir ömrü şüphe ve bilinmezlik
üzere yaşamak aslında insanın kendine yaptığı en büyük
kötülüktür. Hak ve hakikat vardır ve insan bu hakikata
meyilli olarak yaratılmıştır.
Selam ile...